Mecmûa-i Fevâid

KİREMİTİ GÖRÜNCE ELHAMDÜLİLLÂH DİYEN MÜCAHİD

erbakan

Yoğun bakım odası. Canların alınıp verildiği, hastaların kurtarılmaya hayata döndürülmeye çalışıldığı oda. Kolunda serum takılı, pek çok tıbbi cihaza bağlı. Bu durumdaki hastalar genelde kendi dertleriyle iştigal etmektedirler. Ama içlerinde bir tanesi var ki derdini unutmuş, derdinin üstünde bir derdi var. NAMAZ. Sabah namazı vakti geldiğinde hemşirelerden bir tuğla istedi. Hemşireler, herhalde Hoca akli dengesini yitirdi, böyle acayip bir istekte bulundu, falan diye dışarı çıkıp kendisini bekleyenlere durumu bildirdiler. Yakınındakiler tedarikli,  biliyorlar onun namaz hassasiyetini. Bu yüzden yanlarında bir kiremit bulundurmaktalar. Getirip veriyorlar kiremidi. (Ekrem Şama, Allah Dostu Erbakan.) Bir güzel teyemmüm edip namazını ima ile eda ediyor. Gönül huzuruyla, vazifesini o haliyle bile yapmış olmanın saadetiyle… Kimden bahsettiğimi eminim herkes anladı. Mücahid Necmeddin Erbakan Hocamızdan bahsediyorum tabii ki de…Kendileri pek çok Müslüman sultan gibi pek çok Müslüman âlim gibi namazını asla bırakmayıp, abdestsiz de gezmezmiş. Ben bu kiremit hikâyesini duyduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü bu genelde mutasavvıfların takva ehlinin hassasiyetiydi.

Biraz araştırınca Necmettin Erbakan Bey’in de mutasavvıf olduğunu öğrendim. Necmeddin Erbakan Bey manevi gücünü tarikat-i seniyye-i Nakşibendiye’den alıyordu. O, tarikat-i seniyye-i Nakşibendiyeye mensuptu. Muhammed Zahid Kotku Hazretleri vasıtasıyla, ucu Resûllerin Seyyidine ulaşan bir silsileye yapışmıştı.

(Mehmed Şevket Eygi, http://www.milligazete.com.tr/haber/Merhum_Necmeddin_Bey/188968#.VNKSTZ2sUaA)

necmettin-erbakan

Evet, Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Bey, siyasetçiliğinin, başbakanlığının,  ilim adamı ve mücahid olmasının yanı sıra bir tarikat mensubuydu aynı zamanda. Sadece bir tarikat mensubu da değildi üstelik… Allah dostlarının da gölgesi altındaydı. Onlar gölge olmuştu, zırh olmuştu yoluna.  Çünkü Erbakan hocamız Hakk’ı savunuyor Hakk’ı üstün tutuyordu. Yine Mehmed Şevket Eygi üstadımızın dediği gibi, Allah için, Resûlullah için, İslâm ve Kur’an için, Sünnet ve Şeriat için hasbeten lillâh ve muhlisen lillâh çalışmaktaydı.  Erbakan hocamızın tek gayesi İslâm’ı tutup kaldırmaktı. Dağa taşa kalplere, göklere, denizlere ulaşabildiği her yere “Hak yol İslâm” yazmaktı, kazımaktı İslâmiyet’i zihinlerimize, davranış ve hayatımıza…

“Herkes duyacak, bilecek

Saklanmaz gayrı bu gerçek

Yaprak yaprak, çiçek çiçek

Hak yol İslâm yazacağız (Milli Nizam yazacağız)” A. Karakoç

Böyle bir davası olan kişi namazını nasıl bırakabilir ki… Son nefesine kadar vakti girdiyse o namazı eda etmek, Allah’ın huzuruna çıkmak için çabalayacaktı doğal olarak. Nitekim 1947 yılında son sınıf öğrencisi iken,  İTÜ binasının arka bahçesindeki terk edilmiş bir bekçi binasını mescid haline getiren de kendileriydi. Namaz uğruna, İslâmiyet uğruna her şeyi göze alan Selahaddin Eyyubi yürekli Mücahid…

Kiremit hikâyemiz henüz bitmedi… Hocamızın kendilerinden kiremit istediği hemşirelerle olan diyaloğu da oldukça manidar. O hasta haliyle tebliğ vazifesini de yerine getirip hemşirelere neden kiremit istediğini izah ediyor ve şöyle diyor: “Siz, ben tuğla isteyince tereddüt ettiniz. Müslümanlar yoğun bakımda yatacak kadar hasta bile olsalar, namazlarını bırakamazlar. Abdest alamadıkları, ya da su bulamadıkları zaman da teyemmüm ederek yine namazlarını kılarlar. Katiyyen terk edemezler.”

Bununla da kalmıyor hocamızın hikâyesi. O gün yanına gelen Ahmet Fevzi İnceöz Bey’e dönerek: “Ahmet, sen kaç yıldır bu hastanedesin?” diye soruyor. O da cevap veriyor, işte şu kadar senedir buradayız, diye. Erbakan Bey, sesinin tonunu yükselterek: “Ahmet, sen görevini yapmıyorsun! Bak bu personeliniz, namazın, teyemmümün ne olduğunu bilmiyor. Biz dilimizin döndüğü kadar bunlara anlattık. Milli Görüş’ü de anlattık. Buradan taburcu olduğumuz zaman münasip bir günde bütün personeli bir kahvaltıda bir araya getireceksin, onlara Milli Görüş’ü beraberce anlatacağız!” buyuruyor. Tabii buna ömrü vefa etmiyor.  (Ekrem Şama, Allah Dostu Erbakan.)

Hasta yatağında yine İslâm’ın hâkimiyeti için çabalayıp, gelecek planları yapan bir mutasavvıf siyasetçi. Evet,  o; namaz, oruç gibi siyaseti de dini bir vecibe olarak görüyordu.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın muhterem oğlu Sayın Fatih Erbakan Bey de gazetelere verdiği demeçte bu kiremit olayını doğrulamakta ve: “Yoğun bakımdayken içeri girdim. Başucunda kiremit duruyordu. ‘Elhamdülillah kiremitimiz burada duruyor’ dedi. Namaz kılmak için teyemmüm yaptığı kiremitti. Birçok insan ufak bir hastalıkta dahi ibadetini aksatırken, kendisi o halde bunu yapmadı ve ben bunu unutamam.” diyerek anlatmaktadır Erbakan Hocamızın namaza olan düşkünlüğünü… Eminim hâlâ dün gibi hatırlamaktadır Sayın Fatih Erbakan bu olayı, unutmamıştır, unutamayacaktır da… Onu anlatan diğer Milli Görüş mensuplarının da unutamaması gibi…

 “Herhangi bir kimse, Malazgirt’te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup, İstanbul’u fethetmeden, Sultan Fatih olup denize atını sürmeden, Seyyid Çavuş olup, 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah” deyip namluya sürmeden, Sakarya siperlerine girmeden Milli Görüş’ün ne olduğunu anlayamaz.” diye buyuran Necmettin Erbakan Hocamız, Peygamberimiz (s.a.v.)’in izinde; Rabbimizin yolunda; bir Hz. Ebubekir, Hz. Osman, bir Hz. Ömer, Hz. Ali, bir Selahaddin Eyyubi, Alparslan, bir Fatih, Kanuni, bir Abdülhamid Han olmuştur. Dinine, ülkesine, halkına, devletine hizmet için çıktığı çileli, zahmetli, engellerle dolu bu yolda çok acılar çekmiştir. Son nefesini verinceye kadar karşılığını Allah’tan bekleyerek sonsuz bir aşk ile çalışmış, İslâm bayrağını 60 yıl yılmadan bıkmadan usanmadan son nefesine kadar taşımıştır. Onun kıymeti zaman geçtikçe daha da iyi anlaşılacaktır. Tıpkı, yüce bir dağın ihtişamının, o dağın eteklerinden uzaklaştıkça daha iyi görülmesi, anlaşılması gibi. Biz de bu muhteşem dağı yılların verdiği mesafe miktarınca her gün, her yıl biraz daha iyi müşahede edip, anlamaya çalışmaktayız. 27 Şubat 2011’de dünya semasından kayarak, uğruna bir ömür mücadele ettiği Yüce dostuna giden,  dinin yıldızı muhterem Erbakan Hocamıza Cenâb-ı Hakk’tan tekrar rahmet ve mağfiret diliyorum. Mekânın cennet olsun Muhterem Hocam. Nur içinde yat!

erbakan1

Çok önemli bir not: Bu yazımı yazarken bilgisine başvurduğum Ekrem Şama hocamıza teşekkürü bir borç bilirim. Onun yeni çıkan “Allah Dostu Erbakan” isimli kitabındaki anılardan faydalanarak buraya aktardım Erbakan hocamızın kiremit hadisesini.  Ekrem Şama Hocamızın eline yüreğine sağlık. Aydınlatıcı bir kitap olmuş. Tebrik ediyorum kendilerini…

FATMA TOKSOY

erbakan

Fatma Toksoy’un bu yazısı 28 Şubat 2015 Tarihinde Milli Gazete’de yayınlanmıştır.

Advertisements
Leave a comment »

Hangi Kadınların Günü?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Hangi kadınların günü?
Ya savaşın ortasında kalan kadınlar?
Zulmedilen, aç bırakılan, tecavüz edilen, dövülen, hor görülen, yerinden yurdundan uzaklaştırılan, çocukları öldürülen, yavruları elinden alınan kadınlar?
Onların günü ne zaman?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü  işçi kadınlar bahanesiyle üretilmiş  Emperyalist Kapitalist Haçlı-Siyonist düzenin ürünüdür. Yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de günler icad ederek yaptıklarını maskelemeye ve daha fazla tüketmeye çalışmaktalar.
Siz Hangi günü kutlamaktasınız?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü mü?
8Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü mü?
Kadınlara bir gün verip onu da siyasete alet etmek de bu olsa gerek… Emek vermeyen kadın olur mu? Her kadın emekçidir.
Niçin kadınları da ayrıştırmaktasınız bu misyonerlerin maşalığını yaparak!!!!
8 Mart Dünya Kadınlar Günü imiş. Bakın resimlere tek tek… Soruyorum size 8 Mart Kadınlar Günü
Hangi kadınların günü????
Onlara da verecek bir çiçeğiniz bir hediyeniz veya bir tatlı sözünüz var mı?
Kimse çiçek istemiyor kadınlara zulmetmeyin yeter ki.Kadını kıyafetiyle değerlendirmeyin, kıyafetinden dolayı  mahrum etmeyin, mahkum etmeyin yeter ki!!! Kadına kıyafetiyle değil beyniyle bakın, beyninizle bakın… Kadını sömürmeyin yeter ki… Bebeğini almayın elinden, sevdiklerini almayın, kadını ağlatmayın yeter ki… Savaşmayın, sömürmeyin sömürge ruhlarınızla ülkelerini. Kadını yerinden etmeyin yeter ki!!! Bu resimlerde yer alan  değişik ülkelerdeki kadınlar artık ne çiçek ne  tatlı bir çift söz istemekte, kadınlara zulmetmeyin yeter!!!! 
8 Mart Kadınlar Günü
Hangi kadınların günü???? Fatma Toksoy
8 Mart Kadınlar Günü
Hangi kadınların günü???? Fatma Toksoy
Leave a comment »

SELAM OLSUN

 

15665499_213384662442105_82082491753360760_n-1

İnnâ lillâh ve İnnâ ileyhi Râciûn

Makamlar, para, aşk, kadın, şehvet, şan-şöhret; bir koşuşturmaca ki hiç ölmeyecekmişiz gibi… Yarın ölecekmişiz gibi çabaladığımız da istisnalar hariç pek yok… Şu üç günlük dünyada niye doymayız ki, niye hırslanırız, hased eder kıskanırız, birbirimizi yeriz hiç yoktan yere, üzer kırarız ki! Hatta savaşırız kıyasıya… Üç günlük inanın üç günlük. Emanet veriliyor bu dünya,  gelince, elimize. Misafiriz aslında bu dünyada da bu bedenimizde de… Gel emri geldiğinde ardımıza bile bakamadan gideceğiz istesek de istemesek de…

Eşimin teyzesiydi… Geçen aylarda resmini çekmiştim teyzemizin. Hatta bizimkisi  ne gerek var ki çekiyorsun dedi. Dinlemedim çektim, iyi ki çekmişim resmini şimdi sadece bir fotoğraf karesinde kaldı yüzü, masmavi gözleriyle… Bir de yaptığı iyilikler kaldı yüreklerimizden dua dua yükselen. Orduya gelin gittiğim günden beri bana destek olan sıkıntılarımı kendince gidermeye çalışan, oğlunun düğününde  (31 yıl öncesi)  kimselere sezdirmeden bana sırf ben seviyorum ve özledim diye düğün yemeğine konacak butları saklayıp yediren Naciye teyzem… Hakkını helal et. Bir resmin bir de iyiliklerin kaldı hatıra olarak.  Gani gönüllü teyzem benim. Yokken bile elindekileri  veren, gönlü zengin teyzem benim. İnşallah  bu iyiliklerin cömertliklerin gittiğin ebedi mekanda önüne ziyafet olarak, ikram olarak, ödül olarak gelir…..

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

BİRİ SARIKLI BİRİ KUKULETALI

nasrdd noel

Neden Noel Baba?

Bizim Nasreddin Hoca’mızın suyu mu çıktı?

İkisini kıyaslarsak Noel Baba’nın kukuletası düşer, Nasreddin Hoca onu kızağına ters bindirir…

Bir kere Noel Baba, Hristiyanların ve Haçlı-Siyonist-kapitalist ve emperyalist zihniyetin bize empoze ettiği kızakla dolaşıp çocuklara hediyeler verdiği rivayet edilen çok eski bir Kelt tanrısı ile Aziz Nicholaos’ın veya Hristiyan dünyasının farklı azizlerinin manevi yönünü harmanlayarak ve onların adına, Coca Cola’nın kırmızı-beyaz renklerini giydirilerek sevecen ve olağanüstü güçleri olan yardımsever bir ihtiyar görünümüne bürüdükleri ikondur. Neredeyse olağanüstü güçleri olan bir yaratık veya onların pagan kültürlerinden kalma tanrısıdır.

nasrettin-SON-02-KÜÇÜK

Ya Nasreddin, bizim hoca Nasreddin? Adı üstünde bizimdir, bizdendir, Müslümandır. Nasreddin Hoca, halkının tarzında giyinmiş ve halkı gibi yaşamış bir mütefekkirdir.  Başında büyükçe bir Horasanî sarığı vardır.  Hafif çekik gözlü, uzunca burunlu, yuvarlak çehresini kesik bıyıkları, ince, uzun beyaz sakallı sevimli bir ihtiyardır. Ne uzun ne kısa boylu, ne şişman ne sıska, sağlam ve güçlü yapısıyla eşeğinin üzerinde zeki nazarlarla gülücükler dağıtmaktadır. Ayağında kadılık günlerinin yadigârı kısa deri çizmeleri, sırtında önü yırtmaçlı, uzun ve geniş etekli feracesi vardır. Bir de değneği vardır kendi boyunda… Sihirli falan değildir aman sihirli sanmayın. Sihir onun gülen yüzünde, zeki bakışlarında, kıvrak zekâsındadır. Onun hayatın güç ve karmaşık sorunlarını ustaca çözmede sihre, elflere, cine, periye ihtiyacı yoktur ki…

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

NOEL BABANIN ŞAPKASI DÜŞÜNCE

 

coca 1944

 “Cingıl beng… Cingıl beng” nakaratlarıyla ve zil sesleriyle kulaklarımızda, uçan ren geyiklerine bağlı kızağıyla gözlerimizde yer eden, dağıttığı hediyelerle özellikle çocuklarımızın aklını çelmeye çalışan, kırmızı kukuletalı kıyafetiyle nazar-ı dikkatimizi celbeden, ho ho ho diyerek gülerken sevimli olmaya çalışan şişko ihtiyarcık, Noel Baba kimdir hiç düşündünüz mü?

Bu konuda öyle rivayetler var ki hangisini anlatsam sizlere? Mesela:

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

ALLAH ONLARI BENDEN SONRAYA BIRAKMASIN!!

 

IMG_4036

Muhterem okurlarımız; 10-16 Mayıs Engelliler Haftası. 3 Aralık da Dünya Engelliler Günü.

Engelli çocuğu olan bir aile hiç tanıdınız mı? Hiç baktınız mı,  ilgilendiniz mi nasıl bir mücadele veriyorlar, nasıl yaşıyorlar, o engeli, nasıl aşıyorlar?

Peki, siz hiç acıyı bal eyleyip gülen, acılarıyla sıkıntılarıyla yaşamasını bilen birini tanıdınız mı? Ya Allah’tan gelen her şeyi rıza ile karşılayıp, herhangi bir isyan tavrı sergilemeden İslâm’a hizmet eden birini? Onca sıkıntısına rağmen “çok şükür Rabbime” diyerek şükredeni.  Ben tanıdım. İsmi Zübeyde Koyuncu… Zübeyde Hanımı Radyo İstanbul Ajans’ta Nesrin Özlek hanımın sunduğu programı dinlerken tanıdım. Bir telefon bağlantısıyla bağlanıp spikerin engellilerle ilgili sorduğu sorulara cevap verdi. Ama gülerek, sıkıntısız. Rabbime şükür olsun diyerek. Şaşırdım merak ettim ve sonunda kendisiyle çok şükür görüşme fırsatım oldu. Siz de tanıyın istedim. Çünkü hayatta o kadar çok şeye dertlenip isyan etmedeyiz ki…  Bu hanımı görünce dert ettiklerimizin aslında çerez olduğunu gördüm ve utandım dertlerimden, utandım kendimden.  Zübeyde Hanım dört çocuk annesi.  Çocuklarının kendisine emanet olduğu bilinciyle yaşayan bir emanetçi.  Çocuklarının İkisi sağlıklı ikisi engelli. Engelli çocuğu olanın öyle ya da böyle hayatı da engellidir. O engelli hayatına rağmen dilinden şükrü bırakmayan bu güzel yürekli hanımı biraz tanıyalım ve sizlere de tanıtalım istedim ve düştüm yollara. Misafir oldum Zübeyde Hanımın evine.  

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

BEBEKLER YARIŞIYOR

bebek-hayatlarinin-ilk-yarisina-

Birbirinden tatlı, masum, güzel, şirin mi şirin, bebekler yarışıyor. Bebekler, Facebook podyumunda yürüyorlar. Yarışın kıstasları belli, en güzel, en akıllı, en sevimli, en zeki, en şirin, en tatlı, en neşeli, en uykucu, en, en, en… Bebek enleri boyları biçiliyor. Herkes bebeklerini Facebook’un podyumuna koymuş en güzel bebek kim yarışını izliyor ve izletiyor…

bebek yarış

En son aldığım haberlere göre en güzel meme emen çocuk kategorisi de olacakmış bundan sonra… Çünkü Facebook’da anneler bebeklerini emzirirken resimlerini koymak istiyorlarmış. Facebook önce buna yasaklama getirmiş. Bunu protesto amacıyla Twitter’da bir kampanya başlatılmış; sanırım Ruslar tarafından… Kampanya memeyle emzirmeyi savunuyor ve emzirme sırasında çekilen fotoğraflara uygulanan sansüre karşı çıkıyormuş. Twitter’da #FreeTheNipple hashtag’ıyla yürütülen kampanya büyük ses getirmiş. Bunun üzerine Facebook’un yenilenen kurallarında “çocuk emzirmenin doğal ve çok güzel” olduğu belirtilip  “annelerin tecrübelerini diğer Facebook kullanıcıları ile paylaşmalarının önemli olduğu” da kabul edilmiş… Yakında Facebook podyumunda göğsünde bebek emziren anneleri görürseniz şaşırmayın çünkü en güzel emen çocuk ve en güzel süt veren anne, hatta en güzel göğüs yarışması da en’ler kategorisine eklenebilir. Beğeniler de sizden tabii, ne kadar çok beğeni, o kadar çok oy ve destek demektir…

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

GÖRÜLÜYORUZ O HALDE VAR MIYIZ?

 facebook_mahremiyet

GÖRÜLÜYORUZ O HALDE VAR MIYIZ?

Çılgınca bir yarış bu… İspanya’da salınan boğaların önündeki insan seli gibi… Hem korku, hem cesaret, hem koşu, hem saklanmak, hem dikizleme, hem dikizlenme,  hem gösteriş, hem gizleniş… Zararını bilmemize rağmen meydan okurcasına başkaldırma… Uyuşturucu misali bağımlılık… Kadını-erkeği-çoluğu çocuğu-genci-yaşlısı, Hristiyan’ı-Yahudi’si-Müslüman’ı-ateisti-putperesti-Budist’i; zencisi-beyazı-sarısı-Arap’ı- Türk’ü, Alman’ı Amerikalı’sı- İngiliz’i Fransız’ı. Japon’u, velhasıl kelam bütün dünya bu koşuda…

face sosyal

Sosyal Medya Arenasındaki bu koşu sayısı artarak devam etmekte… Facebook, Twitter, Instagram bu koşunun ileri çıkan üçlüsü… O ne, insanlar kaçmıyor ki… İnsanlar kaçmıyor kaçıyormuş gibi yapıp bunların üzerine geliyor… Onlar da insanları internetin derin ve karanlık sularına çekiyorlar… Hiç düşündünüz mü o karanlık sularda neler var? Işığımızın eriştiği yerlere kadar ulaşıp bir bakalım inşallah…

Facebook büyük bir çılgınlık… Facebook hayatlarımızın tamamını kapladı neredeyse, istisnalar hariç, herkesin bir Facebook hesabı var en az… İki-üç veya daha fazla hesabı olanlar da var bu arada tabii ki de… Fake hesap deniyor internet dünyasında bunun gibi hesaplara… Fake hesap yani sahte hesap…

face dikizlime

Gün geçmiyor ki gazetelerin üçüncü sayfalarında Facebook sebepli haberlere, cinayet veya boşanmalara rastlamayalım… Zamanla belki bu haberler daha da sıradanlaşacak ve önemsizleşecek… Doktorların nezdinde kan veya ölümün sıradanlaşması gibi… Hiç düşündünüz mü Facebook’un DİKİZLEME KÜLTÜRÜ’nün bir parçası olduğunu? Dikizleme; Niedzviecki’ye göre “herkes hakkında her şeyi bilme ve öğrenme arzusu”ymuş… Konuyu biraz açacak olursak, sosyal medyadaki dikizleme modern çağdaş bir dikizleme, modern röntgencilik… Eskiden TV programlarında gönüllü dikizlenen dikizlendirilen insanlar şimdi yine aynı gönüllülükle daha da fazla kişiler tarafından dikizlenmekte… Hal Niedzviecki, bu konuda şöyle demektedir: “Dikizleme Kültürü, 21. yüzyılın teknoloji toplumunu adına ister eğlence, ister kişisel gösteri, ister dikkat çekme diyelim, bedenleri ve ruhları ile sürekli soyunan ve bu bitmeyen çıplaklığı  izleyen büyük bir kalabalığa çevirmektedir.” (Hal Niedzviecki, Dikizleme Günlüğü, çev., Gökçe Gündüç, 1.Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2010, s. 27.) Dikizleme daha da ileri safhalara giderek farklı boyutlara ulaşmakta Facebook’un o karanlık dehlizlerinde… Ve Facebook’un kuruluş sebeplerinden biri olan cinselliğe hizmet etmekte… Bu hizmete bizler de gönüllü olarak ama genelde farkına varmadan katkıda bulunmaktayız… Nasıl mı? Bunu kategorilere ayırıp bölüm bölüm incelemek niyetim. Birincisinden başlayalım inşallah. Hiç düşündünüz mü biz bu Facebook’un rivayet edilen kuruluş amacına nasıl katkıda bulunmaktayız?  Söyleyeyim… Fotoğraflarımızı yayınlayarak…

Resimlerini paylaşanların çoğu biliyorum ki art niyetsiz paylaşıyor. Buna elbette ki bir lafım yok. Ancak art niyetsiz olarak paylaştığınız bu tarz kişisel fotoğrafların başınıza ne gibi sorunlar açabileceğini bilseydiniz, emin olun paylaşmazdınız.

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

SINIRSIZ ÖZGÜRLÜKLER İÇİNDE KAÇ-GÖÇ

GV'S "World War Z" Film Set In Scotland (USA & OZ/NZ ONLY)

Büyük bir yarış bu. Yarışmacılar kadın ve erkekler. Sınırsız özgürlüğe koşmaktalar. Sınırsız özgürlüğün peşindeler. Ab-ı hayat gibi. Ölümsüzlük gibi. Herkesin özgürlük anlayışı farklı. Kimi üzerindeki kıyafetleri çıkarıp atmakta özgürlük adına, kimi de giyinmekte onları özgürlük adına! Dünyanın bile sınırları çizilmişken, özgürlüğün sınırları çizilememekte. Sınırsız özgürlük, ilerici olma adına, modernlik adına!

Sınırsız özgürlük var dünyada sınırsız! Nereye baksanız özgür insanlar. Başınızı çevirin hele bir bakın o yuvarlak küreye! Playboy dergileri, ondan aşağı kalmayan diziler, bir onlarla yarışan sinemalar, gazeteler, reklamlar, internet siteleri… Bu sınırsız özgürlüğü tatmak isteyen kadınlar, erkekler. Bu özgürlüğe koşanlar! Nihayet bir gazetede karşı karşıya geldiler. Ortada kırmızı bir çizgi. Özgürlük çizgisi! Bir tarafta “Çıplak gel, giydiğini götür” kampanyasına katılıp, iç çamaşırıyla görüntülenenler, diğer tarafta İsrail’in Tel Aviv kentindeki bir otobüs hattında kadınlar ile erkeklerin birbirinden ayrı oturmaları uygulamasını isteyen kadınlar, erkekler. Bu uygulamaya karşı çıkan bazı kadın örgütleri özgürlük çizgisinin yanında, “Çıplak gel, giydiğini götür” kampanyasını destekleyenlerin hemen yanında yerlerini aldılar. Özgürlük çizgisinin diğer tarafında da Japonya’da metrolarda erkeklerin tacizine uğrayıp, bu tacizden korunmak ve özgürce, orası burası ellenmeden seyahat etmek isteyen Japon kadınlar yer aldı. Onların yanına onlarla aynı gerekçelerle rahatsız olmuş Milano’lu kadınlar geldi. Onlar da özgürlük adına buradaydılar. Salvini, Corriere Della isimli bir siyasetçi desteklemekte bu kadınları. Ve Sera Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Milanolu kadınlar metroda yabancılar tarafından rahatsız ediliyor, korkutuluyor. Bu böyle devam edemez. Milanolu kadınlara metro trenlerinde önden iki vagonun ayrılması ve bu vagonlara yabancıların alınmaması talebimizi ulaştırma şirketine ilettik.” diyor. Onun bu haberini eleştiren bir başka kişi de: “Bunların amacı kaç- göç, haremlik selamlık, bunlar teokratik uygulamalar, kaçıncı yüzyıldayız? ” diye fikir beyan edip, çizginin karşısında yer aldı özgürlük adına. Özgürlük adına koşu devam etmekteydi. Dünyanın iki ucundan yola çıkarak koşup gelen özgürlük isteyenler bir bir bu çizginin iki yanında buluşuyorlardı. Şimdi bir grup daha katıldı bunlara: Ukrayna’nın Donetsk Demir Yolları, kuşetli yolcu vagonlarında haremlik ve selamlık uygulaması başlatmıştı. Bu uygulamaya katılanlardı gelenler. İşin garibi bütün bu saydıklarımın hiç biri Müslüman değildi. Eğer Müslüman olsalar deyivereceklerdi İRTİCA; GERİ KAFALILAR, ÖRÜMCEK KAFALILAR. Ama hiç biri Müslüman değildi. Henüz Müslümanlar bu çizgiye ulaşamamışlardı. Ama onlar da koşmaktaydılar özgürlük adına! Özgürlük çizgisinin diğer yanında da kalabalık gitgide artmaktaydı. Burada özgürlük isteyenlerin içinde de Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, hatta ateistler vardı. Hani Müslümanlar olmasa deyivereceğiz gâvur, ya da başka hakaretler. Ama orada da her dinden insan var. Bir tarafta sınırsız özgürlük, sınırsız cinsellik, sınırsız açılıp saçılma. Diğerlerine bize karışmayın, gözünüzü kapatın hatta bizim göz zevkimizi bozacak şekilde de kapalı giyinmeyin diye bağırmaktalar, özgürlükleri adına! Zaten onların bu hallerini görünce gözlerini çevirmekten başka bir şey yapamayan dindarlar da “tamam dilediğinizi giyin ama benim ibadetime de karışmayın!” diyecek oldular, yaygara koptu. “Yobazlar, gericiler!” Üstlerine üstlerine gittiler. Onlar kaçındıkça onları rahatsız ettiler, İkna odalarında, sınırsız özgürlüğe davet ettiler onları özgürlük adına, modernlik adına!

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

TESETTÜR ÂYETLERİNE TESETTÜRSÜZ BİR BAKIŞ

tesettur_ile_ilgili_ayetler

KUR’AN ÂYETLERİYLE PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN ASRINA YOLCULUK

TESETTÜR ÂYETLERİNE TESETTÜRSÜZ BİR BAKIŞ

Son yıllarda gitgide tırmanan ve zulüm mesabesine gelen ve şimdilerde çözüme ulaştırılmaya çalışılan bir sorun: Tesettür, namı diğer: Türban. Her kafadan bir ses, her ağızdan bir yorum çıkmakta. Ben de bu ayın esbâb-ı nüzûl sayfasında tesettürle doğrudan ilgili âyetlerden olan Nûr Sûresi’nin 31. âyetiyle Ahzab Sûresi 59. âyetini ve nüzul sebebini açıklamaya çalışacağım. Ama önce 30. Âyetten başlayacağım açıklamama. Çünkü bir emir gelmekte kadınlara ama kadınlara o emir gelmeden önce erkekler ikaz edilmekte yüce Allah (c.c.) tarafından. İşin bu yönü hem erkekler hem de bayanlar tarafından görmezden geliniyor. Hatta o erkekleri yetiştiren biz bayanlar o emri çocuklarımıza ne ölçüde öğretebiliyoruz? Ya da biliyor muyuz Nûr Sûresi 30. âyette ne buyrulmakta? Dilerseniz önce onu görelim:

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

 

Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).

 

“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (bakışlarını) indirsinler (Haramdan sakınsınlar.), ırzlarını (mahrem yerlerini) korusunlar. Bu onlar (kendileri) için daha temizdir. Şüphesiz Allah yaptıkları şeylerden haberdardır.”

Gözlerinizi Sakının! Bu emir hem mü’min erkeklere hem de mü’min kadınlara aynı anlamda -diğer âyette açıklayacağım üzere -gelmekte. Her iki cinse de aynı emir. Aynı anlama gelen İlahî bir ikaz! Bakışlarınızı harama çevirmeyin, sakının. Yalnızca baş gözlerimizi mi? Hayır! Gönül gözlerimizi, kalp gözlerimiz, niyet gözlerimizi de sakınacağız haramdan! Bunu bu emri öncelikle oğullarımıza, beylerimize kardeşlerimize duyuracağız, anlatacağız. Kadınları bakışlarıyla da olsa rahatsız etmemeyi öğreteceğiz. Demeyeceğiz elinin kiri! İffet erkek için de geçerli. Allah (c.c.) onlara da açık açık buyuruyor: Namusunuzu koruyun, iffetli olun. “Furûcehum” kelimesindeki “hum” onlar yani erkekler demek olan zamirdir. “Furûc” kelimesi ise “ferc” kelimesinin çoğuludur ve “ferc”den maksat kadın veya erkeklerin genital organları ve makatlarıdır yani avret mahallidir. Bu da şehvetinizin peşinde haram olana koşmayın, zina yapmayın, harama bakmayın demektir. “Peygamberimiz (s.a.v.) Ali (r.a.)’a: ‘Ey Ali! Bir bakışın arkasına diğerini salma. Bakışına bakış ekleme. Birincisi senin hakkın olabilirse de, ikincisi senin hakkın değildir, senin aleyhinedir. Yani birinci bakıştan sorumlu olmasan bile ikinci bakıştan sorumlusun.   ’ buyurmuştur.” [(Tirmizî, Edeb28,(2778); Ebû Dâvud, Nikâh 44,(2149).] Veda Haccı’nda Has’am kabilesinden genç bir kadın Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına gelip, hacla ilgili bir soru sorar. Bu sırada Hz. Peygamberin yanında bulunan amcasının oğlu Fazl kadına, kadın da Fazl’a bakmaya başlamıştır. Durumu gören Peygamber Fazl’ın yüzünü (eliyle kadından) başka tarafa çevirmiştir. Bu olayı gören amcası Abbas merak ederek sorar: ‘Ey Allah (c.c.) ’ın Resûlü! Neden Fazl’ın başını öteye büktün?’ Peygamberimiz (s.a.v.). “İkisini de birer genç görüyorum. Onlar hakkında şeytanın şerrinden emin değilim.’ buyurur.” [Tirmizî, Hacc 54,(885).] Bu olayda yüce Peygamber erkeğin yani Fazl’ın başını çevirmiştir. Kadını uyarmamıştır. Oysa onu da uyarabilirdi ama o önce Fazl’ı uyardı, o da sözle değil, kibar bir hareketle. Sonra kadının sorusunu cevapladı. Ama bu konu ile ilgili bir uyarı yapmadan. Demek ki kadın hangi hal ve kıyafette olursa olsun önce erkek kendini nizama sokacak ve kadına bakmayacak. Kendini şehvetten ve haramdan koruyacak. Ayete ve bu hadise göre kadınların görünümü nasıl olursa olsun, mümin erkeğin kendini bu tür şehvetlerden korumakla yükümlüdür. Bu da en önce gözlerden başlıyor. Yüce Allah (c.c.) ’ın; “Gözlerini indir, mahrem yerlerini koru, haramdan sakın!” buyruğuyla. Böyle yapan erkekler meşru olmayan yollardan kendilerine bulaşacak kirlerden, namussuzluktan ve günahtan korunup, temiz kalacaklardır. Bu da toplumun temiz kalması demektir.

Read the rest of this entry »

3 Comments »