Mecmûa-i Fevâid

BİRİ SARIKLI BİRİ KUKULETALI

nasrdd noel

Neden Noel Baba?

Bizim Nasreddin Hoca’mızın suyu mu çıktı?

İkisini kıyaslarsak Noel Baba’nın kukuletası düşer, Nasreddin Hoca onu kızağına ters bindirir…

Bir kere Noel Baba, Hristiyanların ve Haçlı-Siyonist-kapitalist ve emperyalist zihniyetin bize empoze ettiği kızakla dolaşıp çocuklara hediyeler verdiği rivayet edilen çok eski bir Kelt tanrısı ile Aziz Nicholaos’ın veya Hristiyan dünyasının farklı azizlerinin manevi yönünü harmanlayarak ve onların adına, Coca Cola’nın kırmızı-beyaz renklerini giydirilerek sevecen ve olağanüstü güçleri olan yardımsever bir ihtiyar görünümüne bürüdükleri ikondur. Neredeyse olağanüstü güçleri olan bir yaratık veya onların pagan kültürlerinden kalma tanrısıdır.

nasrettin-SON-02-KÜÇÜK

Ya Nasreddin, bizim hoca Nasreddin? Adı üstünde bizimdir, bizdendir, Müslümandır. Nasreddin Hoca, halkının tarzında giyinmiş ve halkı gibi yaşamış bir mütefekkirdir.  Başında büyükçe bir Horasanî sarığı vardır.  Hafif çekik gözlü, uzunca burunlu, yuvarlak çehresini kesik bıyıkları, ince, uzun beyaz sakallı sevimli bir ihtiyardır. Ne uzun ne kısa boylu, ne şişman ne sıska, sağlam ve güçlü yapısıyla eşeğinin üzerinde zeki nazarlarla gülücükler dağıtmaktadır. Ayağında kadılık günlerinin yadigârı kısa deri çizmeleri, sırtında önü yırtmaçlı, uzun ve geniş etekli feracesi vardır. Bir de değneği vardır kendi boyunda… Sihirli falan değildir aman sihirli sanmayın. Sihir onun gülen yüzünde, zeki bakışlarında, kıvrak zekâsındadır. Onun hayatın güç ve karmaşık sorunlarını ustaca çözmede sihre, elflere, cine, periye ihtiyacı yoktur ki…

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

NOEL BABANIN ŞAPKASI DÜŞÜNCE

 

coca 1944

 “Cingıl beng… Cingıl beng” nakaratlarıyla ve zil sesleriyle kulaklarımızda, uçan ren geyiklerine bağlı kızağıyla gözlerimizde yer eden, dağıttığı hediyelerle özellikle çocuklarımızın aklını çelmeye çalışan, kırmızı kukuletalı kıyafetiyle nazar-ı dikkatimizi celbeden, ho ho ho diyerek gülerken sevimli olmaya çalışan şişko ihtiyarcık, Noel Baba kimdir hiç düşündünüz mü?

Bu konuda öyle rivayetler var ki hangisini anlatsam sizlere? Mesela:

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

ALLAH ONLARI BENDEN SONRAYA BIRAKMASIN!!

 

IMG_4036

Muhterem okurlarımız; 10-16 Mayıs Engelliler Haftası. 3 Aralık da Dünya Engelliler Günü.

Engelli çocuğu olan bir aile hiç tanıdınız mı? Hiç baktınız mı,  ilgilendiniz mi nasıl bir mücadele veriyorlar, nasıl yaşıyorlar, o engeli, nasıl aşıyorlar?

Peki, siz hiç acıyı bal eyleyip gülen, acılarıyla sıkıntılarıyla yaşamasını bilen birini tanıdınız mı? Ya Allah’tan gelen her şeyi rıza ile karşılayıp, herhangi bir isyan tavrı sergilemeden İslâm’a hizmet eden birini? Onca sıkıntısına rağmen “çok şükür Rabbime” diyerek şükredeni.  Ben tanıdım. İsmi Zübeyde Koyuncu… Zübeyde Hanımı Radyo İstanbul Ajans’ta Nesrin Özlek hanımın sunduğu programı dinlerken tanıdım. Bir telefon bağlantısıyla bağlanıp spikerin engellilerle ilgili sorduğu sorulara cevap verdi. Ama gülerek, sıkıntısız. Rabbime şükür olsun diyerek. Şaşırdım merak ettim ve sonunda kendisiyle çok şükür görüşme fırsatım oldu. Siz de tanıyın istedim. Çünkü hayatta o kadar çok şeye dertlenip isyan etmedeyiz ki…  Bu hanımı görünce dert ettiklerimizin aslında çerez olduğunu gördüm ve utandım dertlerimden, utandım kendimden.  Zübeyde Hanım dört çocuk annesi.  Çocuklarının kendisine emanet olduğu bilinciyle yaşayan bir emanetçi.  Çocuklarının İkisi sağlıklı ikisi engelli. Engelli çocuğu olanın öyle ya da böyle hayatı da engellidir. O engelli hayatına rağmen dilinden şükrü bırakmayan bu güzel yürekli hanımı biraz tanıyalım ve sizlere de tanıtalım istedim ve düştüm yollara. Misafir oldum Zübeyde Hanımın evine.  

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

BEBEKLER YARIŞIYOR

bebek-hayatlarinin-ilk-yarisina-

Birbirinden tatlı, masum, güzel, şirin mi şirin, bebekler yarışıyor. Bebekler, Facebook podyumunda yürüyorlar. Yarışın kıstasları belli, en güzel, en akıllı, en sevimli, en zeki, en şirin, en tatlı, en neşeli, en uykucu, en, en, en… Bebek enleri boyları biçiliyor. Herkes bebeklerini Facebook’un podyumuna koymuş en güzel bebek kim yarışını izliyor ve izletiyor…

bebek yarış

En son aldığım haberlere göre en güzel meme emen çocuk kategorisi de olacakmış bundan sonra… Çünkü Facebook’da anneler bebeklerini emzirirken resimlerini koymak istiyorlarmış. Facebook önce buna yasaklama getirmiş. Bunu protesto amacıyla Twitter’da bir kampanya başlatılmış; sanırım Ruslar tarafından… Kampanya memeyle emzirmeyi savunuyor ve emzirme sırasında çekilen fotoğraflara uygulanan sansüre karşı çıkıyormuş. Twitter’da #FreeTheNipple hashtag’ıyla yürütülen kampanya büyük ses getirmiş. Bunun üzerine Facebook’un yenilenen kurallarında “çocuk emzirmenin doğal ve çok güzel” olduğu belirtilip  “annelerin tecrübelerini diğer Facebook kullanıcıları ile paylaşmalarının önemli olduğu” da kabul edilmiş… Yakında Facebook podyumunda göğsünde bebek emziren anneleri görürseniz şaşırmayın çünkü en güzel emen çocuk ve en güzel süt veren anne, hatta en güzel göğüs yarışması da en’ler kategorisine eklenebilir. Beğeniler de sizden tabii, ne kadar çok beğeni, o kadar çok oy ve destek demektir…

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

GÖRÜLÜYORUZ O HALDE VAR MIYIZ?

 facebook_mahremiyet

GÖRÜLÜYORUZ O HALDE VAR MIYIZ?

Çılgınca bir yarış bu… İspanya’da salınan boğaların önündeki insan seli gibi… Hem korku, hem cesaret, hem koşu, hem saklanmak, hem dikizleme, hem dikizlenme,  hem gösteriş, hem gizleniş… Zararını bilmemize rağmen meydan okurcasına başkaldırma… Uyuşturucu misali bağımlılık… Kadını-erkeği-çoluğu çocuğu-genci-yaşlısı, Hristiyan’ı-Yahudi’si-Müslüman’ı-ateisti-putperesti-Budist’i; zencisi-beyazı-sarısı-Arap’ı- Türk’ü, Alman’ı Amerikalı’sı- İngiliz’i Fransız’ı. Japon’u, velhasıl kelam bütün dünya bu koşuda…

face sosyal

Sosyal Medya Arenasındaki bu koşu sayısı artarak devam etmekte… Facebook, Twitter, Instagram bu koşunun ileri çıkan üçlüsü… O ne, insanlar kaçmıyor ki… İnsanlar kaçmıyor kaçıyormuş gibi yapıp bunların üzerine geliyor… Onlar da insanları internetin derin ve karanlık sularına çekiyorlar… Hiç düşündünüz mü o karanlık sularda neler var? Işığımızın eriştiği yerlere kadar ulaşıp bir bakalım inşallah…

Facebook büyük bir çılgınlık… Facebook hayatlarımızın tamamını kapladı neredeyse, istisnalar hariç, herkesin bir Facebook hesabı var en az… İki-üç veya daha fazla hesabı olanlar da var bu arada tabii ki de… Fake hesap deniyor internet dünyasında bunun gibi hesaplara… Fake hesap yani sahte hesap…

face dikizlime

Gün geçmiyor ki gazetelerin üçüncü sayfalarında Facebook sebepli haberlere, cinayet veya boşanmalara rastlamayalım… Zamanla belki bu haberler daha da sıradanlaşacak ve önemsizleşecek… Doktorların nezdinde kan veya ölümün sıradanlaşması gibi… Hiç düşündünüz mü Facebook’un DİKİZLEME KÜLTÜRÜ’nün bir parçası olduğunu? Dikizleme; Niedzviecki’ye göre “herkes hakkında her şeyi bilme ve öğrenme arzusu”ymuş… Konuyu biraz açacak olursak, sosyal medyadaki dikizleme modern çağdaş bir dikizleme, modern röntgencilik… Eskiden TV programlarında gönüllü dikizlenen dikizlendirilen insanlar şimdi yine aynı gönüllülükle daha da fazla kişiler tarafından dikizlenmekte… Hal Niedzviecki, bu konuda şöyle demektedir: “Dikizleme Kültürü, 21. yüzyılın teknoloji toplumunu adına ister eğlence, ister kişisel gösteri, ister dikkat çekme diyelim, bedenleri ve ruhları ile sürekli soyunan ve bu bitmeyen çıplaklığı  izleyen büyük bir kalabalığa çevirmektedir.” (Hal Niedzviecki, Dikizleme Günlüğü, çev., Gökçe Gündüç, 1.Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2010, s. 27.) Dikizleme daha da ileri safhalara giderek farklı boyutlara ulaşmakta Facebook’un o karanlık dehlizlerinde… Ve Facebook’un kuruluş sebeplerinden biri olan cinselliğe hizmet etmekte… Bu hizmete bizler de gönüllü olarak ama genelde farkına varmadan katkıda bulunmaktayız… Nasıl mı? Bunu kategorilere ayırıp bölüm bölüm incelemek niyetim. Birincisinden başlayalım inşallah. Hiç düşündünüz mü biz bu Facebook’un rivayet edilen kuruluş amacına nasıl katkıda bulunmaktayız?  Söyleyeyim… Fotoğraflarımızı yayınlayarak…

Resimlerini paylaşanların çoğu biliyorum ki art niyetsiz paylaşıyor. Buna elbette ki bir lafım yok. Ancak art niyetsiz olarak paylaştığınız bu tarz kişisel fotoğrafların başınıza ne gibi sorunlar açabileceğini bilseydiniz, emin olun paylaşmazdınız.

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

SINIRSIZ ÖZGÜRLÜKLER İÇİNDE KAÇ-GÖÇ

GV'S "World War Z" Film Set In Scotland (USA & OZ/NZ ONLY)

Büyük bir yarış bu. Yarışmacılar kadın ve erkekler. Sınırsız özgürlüğe koşmaktalar. Sınırsız özgürlüğün peşindeler. Ab-ı hayat gibi. Ölümsüzlük gibi. Herkesin özgürlük anlayışı farklı. Kimi üzerindeki kıyafetleri çıkarıp atmakta özgürlük adına, kimi de giyinmekte onları özgürlük adına! Dünyanın bile sınırları çizilmişken, özgürlüğün sınırları çizilememekte. Sınırsız özgürlük, ilerici olma adına, modernlik adına!

Sınırsız özgürlük var dünyada sınırsız! Nereye baksanız özgür insanlar. Başınızı çevirin hele bir bakın o yuvarlak küreye! Playboy dergileri, ondan aşağı kalmayan diziler, bir onlarla yarışan sinemalar, gazeteler, reklamlar, internet siteleri… Bu sınırsız özgürlüğü tatmak isteyen kadınlar, erkekler. Bu özgürlüğe koşanlar! Nihayet bir gazetede karşı karşıya geldiler. Ortada kırmızı bir çizgi. Özgürlük çizgisi! Bir tarafta “Çıplak gel, giydiğini götür” kampanyasına katılıp, iç çamaşırıyla görüntülenenler, diğer tarafta İsrail’in Tel Aviv kentindeki bir otobüs hattında kadınlar ile erkeklerin birbirinden ayrı oturmaları uygulamasını isteyen kadınlar, erkekler. Bu uygulamaya karşı çıkan bazı kadın örgütleri özgürlük çizgisinin yanında, “Çıplak gel, giydiğini götür” kampanyasını destekleyenlerin hemen yanında yerlerini aldılar. Özgürlük çizgisinin diğer tarafında da Japonya’da metrolarda erkeklerin tacizine uğrayıp, bu tacizden korunmak ve özgürce, orası burası ellenmeden seyahat etmek isteyen Japon kadınlar yer aldı. Onların yanına onlarla aynı gerekçelerle rahatsız olmuş Milano’lu kadınlar geldi. Onlar da özgürlük adına buradaydılar. Salvini, Corriere Della isimli bir siyasetçi desteklemekte bu kadınları. Ve Sera Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Milanolu kadınlar metroda yabancılar tarafından rahatsız ediliyor, korkutuluyor. Bu böyle devam edemez. Milanolu kadınlara metro trenlerinde önden iki vagonun ayrılması ve bu vagonlara yabancıların alınmaması talebimizi ulaştırma şirketine ilettik.” diyor. Onun bu haberini eleştiren bir başka kişi de: “Bunların amacı kaç- göç, haremlik selamlık, bunlar teokratik uygulamalar, kaçıncı yüzyıldayız? ” diye fikir beyan edip, çizginin karşısında yer aldı özgürlük adına. Özgürlük adına koşu devam etmekteydi. Dünyanın iki ucundan yola çıkarak koşup gelen özgürlük isteyenler bir bir bu çizginin iki yanında buluşuyorlardı. Şimdi bir grup daha katıldı bunlara: Ukrayna’nın Donetsk Demir Yolları, kuşetli yolcu vagonlarında haremlik ve selamlık uygulaması başlatmıştı. Bu uygulamaya katılanlardı gelenler. İşin garibi bütün bu saydıklarımın hiç biri Müslüman değildi. Eğer Müslüman olsalar deyivereceklerdi İRTİCA; GERİ KAFALILAR, ÖRÜMCEK KAFALILAR. Ama hiç biri Müslüman değildi. Henüz Müslümanlar bu çizgiye ulaşamamışlardı. Ama onlar da koşmaktaydılar özgürlük adına! Özgürlük çizgisinin diğer yanında da kalabalık gitgide artmaktaydı. Burada özgürlük isteyenlerin içinde de Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, hatta ateistler vardı. Hani Müslümanlar olmasa deyivereceğiz gâvur, ya da başka hakaretler. Ama orada da her dinden insan var. Bir tarafta sınırsız özgürlük, sınırsız cinsellik, sınırsız açılıp saçılma. Diğerlerine bize karışmayın, gözünüzü kapatın hatta bizim göz zevkimizi bozacak şekilde de kapalı giyinmeyin diye bağırmaktalar, özgürlükleri adına! Zaten onların bu hallerini görünce gözlerini çevirmekten başka bir şey yapamayan dindarlar da “tamam dilediğinizi giyin ama benim ibadetime de karışmayın!” diyecek oldular, yaygara koptu. “Yobazlar, gericiler!” Üstlerine üstlerine gittiler. Onlar kaçındıkça onları rahatsız ettiler, İkna odalarında, sınırsız özgürlüğe davet ettiler onları özgürlük adına, modernlik adına!

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

TESETTÜR ÂYETLERİNE TESETTÜRSÜZ BİR BAKIŞ

tesettur_ile_ilgili_ayetler

KUR’AN ÂYETLERİYLE PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN ASRINA YOLCULUK

TESETTÜR ÂYETLERİNE TESETTÜRSÜZ BİR BAKIŞ

Son yıllarda gitgide tırmanan ve zulüm mesabesine gelen ve şimdilerde çözüme ulaştırılmaya çalışılan bir sorun: Tesettür, namı diğer: Türban. Her kafadan bir ses, her ağızdan bir yorum çıkmakta. Ben de bu ayın esbâb-ı nüzûl sayfasında tesettürle doğrudan ilgili âyetlerden olan Nûr Sûresi’nin 31. âyetiyle Ahzab Sûresi 59. âyetini ve nüzul sebebini açıklamaya çalışacağım. Ama önce 30. Âyetten başlayacağım açıklamama. Çünkü bir emir gelmekte kadınlara ama kadınlara o emir gelmeden önce erkekler ikaz edilmekte yüce Allah (c.c.) tarafından. İşin bu yönü hem erkekler hem de bayanlar tarafından görmezden geliniyor. Hatta o erkekleri yetiştiren biz bayanlar o emri çocuklarımıza ne ölçüde öğretebiliyoruz? Ya da biliyor muyuz Nûr Sûresi 30. âyette ne buyrulmakta? Dilerseniz önce onu görelim:

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

 

Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).

 

“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (bakışlarını) indirsinler (Haramdan sakınsınlar.), ırzlarını (mahrem yerlerini) korusunlar. Bu onlar (kendileri) için daha temizdir. Şüphesiz Allah yaptıkları şeylerden haberdardır.”

Gözlerinizi Sakının! Bu emir hem mü’min erkeklere hem de mü’min kadınlara aynı anlamda -diğer âyette açıklayacağım üzere -gelmekte. Her iki cinse de aynı emir. Aynı anlama gelen İlahî bir ikaz! Bakışlarınızı harama çevirmeyin, sakının. Yalnızca baş gözlerimizi mi? Hayır! Gönül gözlerimizi, kalp gözlerimiz, niyet gözlerimizi de sakınacağız haramdan! Bunu bu emri öncelikle oğullarımıza, beylerimize kardeşlerimize duyuracağız, anlatacağız. Kadınları bakışlarıyla da olsa rahatsız etmemeyi öğreteceğiz. Demeyeceğiz elinin kiri! İffet erkek için de geçerli. Allah (c.c.) onlara da açık açık buyuruyor: Namusunuzu koruyun, iffetli olun. “Furûcehum” kelimesindeki “hum” onlar yani erkekler demek olan zamirdir. “Furûc” kelimesi ise “ferc” kelimesinin çoğuludur ve “ferc”den maksat kadın veya erkeklerin genital organları ve makatlarıdır yani avret mahallidir. Bu da şehvetinizin peşinde haram olana koşmayın, zina yapmayın, harama bakmayın demektir. “Peygamberimiz (s.a.v.) Ali (r.a.)’a: ‘Ey Ali! Bir bakışın arkasına diğerini salma. Bakışına bakış ekleme. Birincisi senin hakkın olabilirse de, ikincisi senin hakkın değildir, senin aleyhinedir. Yani birinci bakıştan sorumlu olmasan bile ikinci bakıştan sorumlusun.   ’ buyurmuştur.” [(Tirmizî, Edeb28,(2778); Ebû Dâvud, Nikâh 44,(2149).] Veda Haccı’nda Has’am kabilesinden genç bir kadın Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına gelip, hacla ilgili bir soru sorar. Bu sırada Hz. Peygamberin yanında bulunan amcasının oğlu Fazl kadına, kadın da Fazl’a bakmaya başlamıştır. Durumu gören Peygamber Fazl’ın yüzünü (eliyle kadından) başka tarafa çevirmiştir. Bu olayı gören amcası Abbas merak ederek sorar: ‘Ey Allah (c.c.) ’ın Resûlü! Neden Fazl’ın başını öteye büktün?’ Peygamberimiz (s.a.v.). “İkisini de birer genç görüyorum. Onlar hakkında şeytanın şerrinden emin değilim.’ buyurur.” [Tirmizî, Hacc 54,(885).] Bu olayda yüce Peygamber erkeğin yani Fazl’ın başını çevirmiştir. Kadını uyarmamıştır. Oysa onu da uyarabilirdi ama o önce Fazl’ı uyardı, o da sözle değil, kibar bir hareketle. Sonra kadının sorusunu cevapladı. Ama bu konu ile ilgili bir uyarı yapmadan. Demek ki kadın hangi hal ve kıyafette olursa olsun önce erkek kendini nizama sokacak ve kadına bakmayacak. Kendini şehvetten ve haramdan koruyacak. Ayete ve bu hadise göre kadınların görünümü nasıl olursa olsun, mümin erkeğin kendini bu tür şehvetlerden korumakla yükümlüdür. Bu da en önce gözlerden başlıyor. Yüce Allah (c.c.) ’ın; “Gözlerini indir, mahrem yerlerini koru, haramdan sakın!” buyruğuyla. Böyle yapan erkekler meşru olmayan yollardan kendilerine bulaşacak kirlerden, namussuzluktan ve günahtan korunup, temiz kalacaklardır. Bu da toplumun temiz kalması demektir.

Read the rest of this entry »

3 Comments »

HAYATLA OYNANAN SAKLAMBAÇ GİZLENEN KIZ ÇOCUKLARI

saklambac[1]

Devir Câhiliye Devri. Adı üzerinde câhiliye. Câhiliye kelimesi “Cehl” kökünden gelir. Cahil, cühela, cehalet hep bu kökten türemiştir. Barbar, zalim, medeni olmayan manalarını da içinde barındıran Câhiliye kelimesiyle; insanların nefsi arzularına köle oldukları, ilahi kitaba uymayı reddettikleri, zulüm, sömürü, ırkçılık gibi yaygın olan kötülüklerle beslenip, ayakta duran bir sistem kurarak, bu sistemde yer alan, rol oynayan insanlar da kastedilmektedir. Çağlardan Câhiliye Çağı, devirlerden Câhiliye Devri. Bu devrin içinde dönen bir Câhiliye kadını. Üstelik hamile. Bir yük taşımakta değeri biraz sonra belli olacak. Doğum başladı. Günler öncesinden kazılan derin bir kuyunun ağzına yaklaştı anne adayı. Baba bir yerlere saklanmış, haber beklemekteydi. “Ey baba adayı! Erkek dersem çık! Kız dersem gizlen!” Babalar çocuk olmuş saklambaç oynamaktaydılar hayatla. Binbir acıdan sonra ağlama sesiyle hayat buldu bebek, hayat buldu anne.  Çocuk kızdı. Anne de kızdı. Sonra annenin hiddetten kızaran yüzü kapkara kesiliverdi.  Hemcinsi olduğunu unutup, karardı kalbi. Tekmeleyiverdi bebeği kuyuya. Büyük bir sessizlik kapladı dünyayı.  Baba “Kız” denildiği için çıkamadı saklandığı yerden günlerce insan içine. Karanlıkta saklandığı için mi kara gözükmekteydi yüzü, yoksa kapkara olduğu için mi saklanmaktaydı, bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki İslâmiyet öncesi Avrupa’da avlanan cadılar Arabistan’da gömülmekteydi. Üstelik rahattı anne ve babalar. Diri diri toprağa gömdükleri kızları  “Allahın Kızları” olan meleklerin yanına gitmişti. Bu yüzden kızları gömmek iyi hasletlerdendi, iyi davranışlardandı, onlar için.  Bu yüzden cinayet değildi, yaptıkları. Onlar kızlarını Allah’ın kızlarının yanına gönderiyorlardı, diri diri.

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

ANNE SÜTÜNÜ BULANDIRDILAR

sutu_bankasi_projesine_itiraz_h21958

Anne sütü… Saf, temiz, faydalı, doğal… Bebeklerin temel gıdası. Kur’ân-ı Kerîm’de bile önemine binaen âyetler gelmiş, bu kadar önemli bir gıda anne sütü. Son zamanlarda bu tertemiz anne sütünü bulandıracak faaliyetler başladı. Bazısı kasıtlı, bazısı masumane… Gayet masumane başlatılan bir hareketle  bu konuya bizim dikkatimiz çekildi. Bir hanım iyi niyetlerle ortaya çıkıp, mamanın içindeki zararlı maddelerden dolayı sütanne bulup bebeğine kendi veremediği anne sütünü bir başka anne ile yani sütanne vasıtasıyla vermeye başladı. Sonra bu durumu yaygınlaştırıp bir harekete öncülük etti. “Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsunlar Hareketi” adını verdiği bu hareketle sütü olmayan anneleri sütü olan annelerle buluşturdu. Bu bir gönüllük hareketiydi Allah razı olsun, pek güzeldi pek hoştu. Pek çok anne de sayesinde kendi bebeğinden başka bebeklerin de sütannesi oldu. Süt ememeyen bebekler de süte kavuştu. Ancak, bu oluşum sakıncaları da beraberinde getirdi. Öncelikle dini hassasiyet hususundaydı sakıncalar. Bizi de ilgilendiren yanı bu husustu. Galiba bu hareketi başlatan hanıma da bu konuda yapılmaktaydı tenkitler. Ancak hanım çocuklara süt veren anneyi ailenin tanıdığını söyleyerek bir bakıma temize çıkarıyordu başlattığı bu hareketini. Fakat bir havuz oluşturacağını ve bu süt havuzuyla sütü olmayan annelere süt ulaştıracağını söyleyince işin yönü de değişti.  Burası Türkiye ve burada bunu suiistimal edenlerin de bulunabileceğini ve  bu başlattığı hareketin sonradan başka bir mecraya kayabileceğini düşünemedi veya düşünmek istemedi. Hatırlarsınız bir Oktay Babuna olayı vardı. O da “ilik bulma kampanyası”yla bir kan havuzu oluşturmuştu. Sonra tahminen 120 bin kan kaybolmuştu. Kanların ABD’ye kaçırıldığı ve o kanların genetik özelliklerinin araştırıldığı gibi bir sürü senaryolar ki gerçeklik payı da büyük olan bu senaryolarla,  ülke de beynimiz de meşgul edilmişti. Şimdi ise bundan daha vahim bir durumla karşı karşıyayız. Bu hanım başlattığı bu hareketi ya denetleyemezse veya iyi niyetli olmayan insanlar da böyle bir anne sütü havuzu oluşturmaya kalkarsa. Bu süt havuzunda bütün annelerin sütleri sağılıp birleştirilirse veya süt alan bebeklerin ailesinin süt verenin ve süt verenin de kime verdiğinden haberi olmazsa işte o zaman ortaya daha da korkunç bir tablo ortaya çıkacaktır. Düşünsenize gelecek nesildeki bebekler farkında olmadan birbirleriyle kardeş oluverecekler! Kardeş kardeş yaşayacağız anlaşılan. Evlenmeler de kalkacak (!), ya da bilmeden sütkardeşler de birbirleriyle evlenecekler. Çünkü verilen sütler karıştığı için kimin sütü kimin belli değil. Bu durumda kim kimin sütannesi kim kimin sütkardeşi yine belli değil… İlerde aynı anneden beslendiğinin farkında bile olmayan çocuklar, belki birbirlerini sevecek ve evlenmeye kalkacak Nesepler karışacak, nesiller bozulacak, dinin hükümleri hiçe sayılacak, toplum dejenere olacaktır…

süt bankası

SÜT BANKALARI PROJESİ DEVLET ELİYLE YENİDEN GÜNDEMDE

Son günlerde gündemden düşmeyen bir konu oldu Süt Bankası meselesi. Nihayetinde iyi niyetlerle yola çıkarak devlet de el attı konuya. Süt bankaları kurulacak. Bakanlık şöyle bir açıklama yapmakta: “Ülkemizde Avrupa ülkelerinden farklı olarak sütkardeşliği hukukunu güvence altına alacak bir sistem oluşturması hususu göz önünde tutulmuştur. Bu anlamda Anne Sütü Bankacılığı sisteminin sağlıklı ve güvenli şekilde hayata geçirilebilmesi noktasında şu esaslar öne çıkmaktadır: Süt bağışlayan annelerin sütleri karıştırılmayacak, her bebek için tek donörden süt alınacaktır. Bağış yapan bir annenin bir süt bebeği olacaktır. Güvenli bir kayıt sistemi kullanılacak, süt bağışı yapanın ve alıcının kimlikleri kayıt altına alınacak, bu bilgiler her iki nüfus kütüğüne gönderilecek ve her iki tarafa da verilecektir. Hem bağışçı hem de alıcıdan yazılı onam formu istenecektir. Bağışçı annenin bebeği ile alıcı annenin bebeği aynı cinsiyetten olacaktır. Süt alan bebekler 5 yıldan sonra ve her 5 yıllık periyodda en az 5 defa bilgilendirilecektir.” 

Evet, durum böyle, açıklamalar da… Konunun sakıncaları da var ve bu konu suiistimal edilmeye en açık konu. Umarız dini hassasiyetler ve olası suistimaller göz önünde tutulur. Hatta isteğimiz o ki bu konuda “İslâm Konferansı Teşkilatı İslam Fıkıh Akademisi”nin aldığı kararlar dikkate alınsın.

süt-bankası_406425

ANNE SÜTÜ BANKASI

Biz yalnızca iyi niyetle yola çıkan bir hanımın başlattığı bu hareketi ve Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı “Anne sütü bankası” projesini sorgularken aslında atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş de haberimiz yok! Anne Sütü Bankaları varmış bizde de… Üstelik yakında biri daha açıldı iyi niyetlerle (!).Anne Sütü Bankası da ne diye düşünenlerimiz vardır muhakkak. Açıklayalım. Efendim Anne Sütü Bankası uygulaması Finlandiya’da başlamış 1937 yılında. Bu bankalarda para yerine süt biriktirilmiş… Annelerin sütleri özel pompalarla sağılıp bir havuzda toplanıyor ve ihtiyacı olan çocuklara içiriliyor. Yani süt bankaları bizim sütannelerimiz gibi… Ancak burada bir iki annenin değil, onlarca, yüzlerce annenin sütü birbirine karışmakta ve bebeklere bu karışım süt içirilmektedir. Bu havuzlarda biriktirilip, karıştırılan süt Batılılar için bir sorun değil. Çünkü sütannelik müessesesi ve uygulaması yalnızca İslâmiyet’te var. Yani Hristiyanlık ve Musevilik’te böyle bir uygulama yok ve onlar için bu yüzden sütlerin karışmasının da bir mahzuru yok. Ama bizim için yani Müslümanlar için sakıncalı bir durum bu.

Aşağıda bunun dinimiz açısından önemini açıklayacağım. Ancak şimdi Süt Bankası konumuza geri dönelim.   Bizde ilk Anne Sütü Bankası Hacettepe Üniversitesi bünyesinde 1981 yılında bir hanım profesör tarafından açılmış ve prematüre bebeklere süt vermeye başlamış o seneden bu yana… Şimdi bu profesör hanım da iyi niyetlerle yola çıkmış anlaşılan. Fakat bu iyi niyetlerine dini hassasiyeti katmamış maalesef. Katmak da istememiş… Yüzde doksanı Müslüman olan bu ülkede Müslümanların hassasiyeti ve dinin emirleri de göz önünde bulundurulmalı diye düşünmekteyim. Şimdi 1981 yılından beri Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde doğan kaç çocuk bu süt bankasından yararlandırıldı? Yani kaç çocuk bu süt bankasındaki sütlerle birbirinin kardeşi oldu? Ya da o çocuklar kimlerle sütkardeş oldu? Ya da kaç anne o çocukların sütannesi oldu?

Read the rest of this entry »

Leave a comment »

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’NİN RAMAZANI

tezhip-ornegi-92

“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara, II/183)  meâlinde Müslümanlara orucun farz kılındığı ayet indikten sonra Peygamberimiz (s.a.v.) bu orucun gereklerini yerine getirmeye başlamıştı. Acaba O mübarek ve bizlere örnek insan nasıl oruç tutuyor, Ramazanı nasıl eda ediyordu? Gelin hep beraber hadislerin ışığında o günlere dönelim ve ve hadislerin aydınlığında Resûlullah Ramazanı nasıl geçirirdi bir bakalım.

“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse girmeyecektir.’Oruçlular nerede ?’ diye çağrılırlar. Onlar kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır, ve onlardan başka kimse içeri alınmaz.” (Buhârî, Savm, 4) diye müjdeleyen, Peygamberimiz (s.a.v.) orucun Müslümanlara farz kılındığı yıl olan Hicretin 2.yılı Şaban ayından,(M.Şubat 624) ahirete irtihallerine kadar toplam dokuz Ramazan orucu tutmuştur. Bu oruçlardan dördü 29, beşi de otuz gündü.

Peygamber (s.a.v) Ramazan hilâlinin görülmesi hususuna dikkat ederek,  hilâl tesbiti yapıldıktan sonra oruca başlanmasını; eğer hava bulutluysa ve hilâl görülemiyorsa, bu durumda orucun otuz gün tutulması gerektiğini önemle bildirmiştir.

 “Bizim orucumuz ile ehli kitabın orucunun arasındaki en önemli fark sahur  yemeğidir.” (Müslim, Siyam,45) diye  sahura kalkmış, “Sahurda bereket vardır. Bir yudum su içmek dahi olsa sakın onu terk etmeyin. Zira Allah(c.c) ve melekler sahura kalkanlar için dua ederler.” Diye bizim de sahura kalkmamızı teşvik etmiştir. Yemekten sonra da ağzını yıkayıp, dişlerini misvakla temizlemiştir. Oruçlu iken bile dişlerini misvaklamıştır. Bu yüzden  sahabeden Âmir b. Rabia (r.a.): “ Ben Resûlullah (s.a.v.) oruçlu iken misvaklandığını sayamayacağım kadar çok gördüm” demiştir. (Buhârî, Savm,27, Tirmizî, Savm,29)

Read the rest of this entry »

Leave a comment »