Mecmûa-i Fevâid

ORUÇ TUTANLAR VE TUTMAYANLAR HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ

on July 29, 2013

oruçluya teşekkür etmek

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

SİZ HİÇ BAŞKASININ AYAKKABILARI İÇİNDE BİR MİL YÜRÜDÜNÜZ MÜ?

Evet, bir düşünün acaba siz hiç başkasının ayakkabıları içinde bir mil yürüdünüz mü? Peki, kendi ayakkabılarınızı çıkarıp, başkasının ayakkabıları içinde bir mil yürümeyi hiç düşündünüz mü? Bu bir Kızılderili sözü: Başkasının ayakkabıları içinde bir mil yürümek. Onlar empatiyi (duygudaşlığı) böyle anlamışlar ve böyle tanımlamışlar. Peki, nedir empati, hiç düşündünüz mü?

Empati, duygudaşlık, feraset, altıncı histir. Duyarlılık, hoşgörü, anlayıştır, derdiyle dertlenmek, sevinciyle gülmektir. Aynı dilden konuşabilmektir, aynı telden çalabilmek, aynı frekansta buluşabilmektir. Kendin için istediğini başkası için de isteyebilmektir. Şefkattir. Merhamettir. Sabırdır. Yiğitliktir. İmandır. Empati; Kendimizi başkalarının yerine koyarak; başkalarının inanç, istek ve duygularını – onlara kendi duygu, düşünce, inanç ve doğrularımızı telkin etmeden- anlayabilmek, onların duygularıyla hemhal olabilmek, onların iç dünyalarındaki meltem veya fırtınaları görebilmek, hissedebilmek, içlerini okuyabilmek ve ona göre gereken davranışları sergileyebilmektir. Yani başkasının ayakkabılarını giyerek karşımızdaki o kişi olarak bir mil yürüyebilmektir. Nasıl zor bir yürüyüş olur değil mi? Ayakkabı dar gelip sıkar, bol gelip, çıkar, ya arkası vurur, ya önü patlar. Oldukça sıkıntılı bir yürüyüş olur bu bir mil. Ama bir de ayakkabı tam gelirse… İşte o zaman koşarsın, zıplarsın, yürürsün. Bir mil değil binlerce mil yürürsün

Hiç düşündünüz mü bu konuda Peygamberimiz ne diyor

“Sizden biriniz kendisi için istediğini (sevdiğini) başkaları için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş olmaz.” (Buhârî, İmân,7/ Müslim, İmân, 71,72 / Tirmizi, Kıyâmi,59)

Gerçek imanın derecesine bakın! Sana ne yapılmasını istiyorsan, sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de karşındakine öyle davranacaksın, yoksa… Yoksa imanın derecesi düşüyor, hatta imanına halel geliyor. İmanın yalan oluyor, gerçek değil.

Hiç düşündünüz mü Açların ayakkabılarıyla bir mil yürümeyi.

Düşünün; açsınız. Komşu evden nefis kokular geliyor. Ama siz açsınız. Demez misiniz “keşke bir tabak getirse de yesem!” Açsınız, cebinizde beş kuruş yok. Yolda gidiyorsunuz, yanınızdan geçenlerin ellerinde döner-ekmek. İçiniz açlıktan kazınıyor. Sağınıza bakıyorsunuz lokanta, solunuza bakıyorsunuz pastane. Ötede fırın. Mis gibi ekmekler. Karnınız kokuyu duydu zil çalmakta. Ama yok elinizde avucunuzda beş kuruş yok. Ya yanınızda bir de çocuğunuz varsa… İşte Allah bazı büyük hikmetlerinin yanı sıra Ramazan orucunu açların haliyle de hâllenelim, açların halini anlayalım diye bize farz kıldı. Yani onların haliyle empati yapalım diye. O halde gelin bu Ramazan açları iftar ettirelim soframızda. Hem oruç tutan yakınlarımızı, hem komşularımızı, hem de etrafımızda maddi durumu zayıf olan din kardeşlerimizi soframıza davet edelim. Ya da yoksul kardeşlerimize yardım edelim. Ama öyle makarna, bulgur değil, durumu olanlar lütfen et, tavuk alsınlar ki onların sofraları da zengin sofrasına dönsün! Yoksa zaten onlar yılın her günü makarna yemekteler. Peki, hiç düşündünüz mü çevrenizde fakirler var mı? Fakir bir arkadaş edinip, onun evini elleriniz dolu dolu ziyaret etmeyi hiç düşündünüz mü? Peki, iftar sofralarınızı fakirlere açmayı hiç düşündünüz mü?

Bu konuda Resûlullah(s.a.v.)’in:

“Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.” [Tirmizî, Savm,82, (807); İbn Mâce, Sıyâm, 45, (1746).]

“Oruçlu kimse, başkasına ikramda bulunur ve yemeğinden başkaları yerse, onlar yedikleri müddetçe melaike aleyhimüsselam oruçluya rahmet duasında bulunurlar.” diye iftar ettirenlere müjde vermektedir.

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) Sa‘d İbn Muaz’ın evinde iftar açarken şöyle demiştir: “Yanınızda oruçlular iftar etti. Yemeklerinizden ebrar (hamiyetli, sadık, iyi) olanlar yedi, size de melaikeler (melekler) rahmet duasında bulundular.”

Konu fakirlikten açılınca bir de empati fakirleri var. Bazı Müslümanlar veya bazı insanlar empati fakiri. Cepleri zengin olsa da gözleri fakir, fikirleri fakir, gönülleri fakir. Ben böyle insanlara Allah zenginlik versin diye dua etmekteyim. Ramazan günü pek çok insan oruçlu iken, karşılarında yemek yerler, su, meyve suyu içerler buz gibi, soğuk soğuk. Dondurma yalarlar, sigara tüttürürler. Onları uyarmak istesen: “Efendim benim için mi tutuyorsunuz orucu, kendiniz için. Sizin dininiz size, sevabınız size. Mecbur muyum ben de tutmadığım halde tutmuş gibi görünmeye? Dürüstüm, tutmuyorum yerim de içerim de, size ne!” derler. Hele hele bazıları mahalle baskısından söz edip, özgürlüklerden dem vurarak, oruç tutanların tutmayanlara kötü kötü baktıklarından yana yakıla söz ederler. Onlara göre: “Oruç tutmayanların özgürlüğünü ellerinden alanlar oruç tutanlardır. Ve Oruç tutanlar onlara saygı göstermek zorundadırlar” Yani açlar tok olanlara saygılı olacaklar(!) Bunu bazı medeni(!) ve empati fakiri kişiler böyle ifade ediyorlar. Eh atalarımızın şu meşhur sözüne bir iki cümle de ben ekleyerek bunlara cevap vereyim: Tok açın halinden ne anlar, bir de üstüne üstlük ‘ben yerken sen saygı göstermek zorundasın!’ der ve saygı bekler açtan, oruçludan.”

Böyle diyenlere kızmayıp, sessiz kalınırsa eminim mükâfatınız kat be kat artacak. Aslında yanınızda yiyip içenler sizlere iyilik etmekteler, sevabınızın artmasına yardımcı olmaktalar. Nasıl mı?

“Büreyde (r.a.) bir hatırasında şöyle anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) Yemek yerken, yanında bulunan Bilal (r.a.)’a: ‘Yemek ye ey Bilal!’ der. Bilal ya nafile veya kaza orucu tutmuştur. ‘Oruçluyum’ der. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): ‘Biz rızıklarımızı yiyoruz. Bilal’ın rızkının fazlı cennettedir. Ey Bilal! Yanında yemek yenen oruçlunun kemiklerinin tesbih ettiğini ve meleklerin de onun için istiğfarda bulunduğunu biliyor musun ?(hissettin mi)’ buyurdu.”

Peki, siz oruç tutanlar hiç düşündünüz mü yanınızda, etrafınızda yemek yenince kızmak, bağırıp çağırmak, sitem etmek yerine, sabrederek, sessiz kalırsanız orucunuzun daha da kıymetleneceğini?

 “Oruçlunun yanında oruçsuzlar yemek yiyecek olurlarsa, melekler oruçluya rahmet okurlar.” [Tirmizî, Savm 67, (784.785.786).]

Bu hadisi okuduktan sonra yanınızda yiyip içenlere teşekkür etmeyi hiç düşündünüz mü?

Peki, Ramazan günü dışarıda yiyip içenler, siz hiç düşündünüz mü Ramazanda oruç tutup, aç kalanların halini? Tabiiki de siz aç kalacak değilsiniz onlar oruçlu diye. Ama bir düşünün, bir empati yapın hele, bu kişiler bu konuda sizden biraz olsun hassasiyet, biraz olsun incelik bekleyemezler mi? Ya da dinin bir gereğini yerine getirenler sizin hassasiyetinizi hak etmeyen insanlar mı olmakta gözünüzde? Peki, ömrünüzde o ya da bu sebepten hiç aç kaldınız mı? Evet, evet bir diyet, bir hastalık veya ameliyat için beklerken aç kalmadınız mı? Hiç oruç için de olsa aç kalanların halini düşündünüz mü? Onların haliyle hâllenip, duygudaşlık yaptınız mı?

Peki, oruç tutmayı veya oruçlulara saygı göstermeyi hiç düşündünüz mü?

“Kim Allah Teâlâ yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” [Tirmizî, Cihâd 3, (1624).]

Bir de oruç tutmak isteyip de hastalık ve benzeri sebeplerle oruç tutamayanlar var. İçleri gitmekte, imrenmekteler oruç tutanlara. Onlar da üzülmesinler. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmakta: “Şükreden oruçsuz kimseye, sabreden oruçlunun sevabının misli verilir.” Oruç tutamayan kimse, tutanlara saygı gösterip, yemek yemekle kazandığı gücü Allah yolunda harcadığı zaman oruç tutmuş gibi sevap kazanacak.

Peki, hiç düşündünüz mü, orucun ateşe karşı bir kalkan olduğunu? Hiç düşündünüz mü bu kalkanın gıybet oklarıyla yırtıldığını?

 “Oruç, gıybetle yırtmadığı müddetçe, kişiye bir kalkan, bir sığınaktır.”

“Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan yanına sadece çektiği açlık kâr kalır. Nice gece namazı kılanlar vardır ki, onların kârı gece uykusuz kalmaktan ibarettir.”

O halde oruç tutanlar, Peygamber-i Zişan Hazretlerinin şu önerisine kulak vermeye ne dersiniz?

“Oruç bir perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa ‘ben oruçluyum!’ desin ve ona bulaşmasın.” [Buhârî, Savm 2,9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164, (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1,310).]

Peki, insanî ilişkiler hususunda bize kılavuzluk eden o yüce Rehber’in şu hadisini hiç düşündünüz mü?

“Oruçlunun uykusu İBADETTİR, susması TESBİHTİR, amelleri misliyle kabul edilir, duası MAKBULDÜR, günahı AFFEDİLİR.”

“Oruçta riya yoktur. Allah Teâlâ Hazretleri buyurur ki: Oruç benim içindir, onun mükâfatını ben vereceğim, Çünkü oruçlu yiyecek ve içeceğini benim için bıraktı.”

Peygamberimiz(s.a.v.) sünnetlerini yapmaya eminim gayret etmektesiniz. Peki, sünnet listenize buradaki hadisleri de eklemeyi de hiç düşündünüz mü?

Ya bu Kılavuz’un gösterdiği yol? Evet, bu yüce Kılavuz’un gösterdiği yoldan sağa-sola sapmadan onun ayakkabısını giyerek, yürüyüp gitmeyi hiç düşündünüz mü?

Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayakkabılarıyla binlerce mil, yürümeyi Hiç Düşündünüz mü?

Ramazanınız mübarek, ibadetleriniz kabul ve makbul olsun.

FATMA TOKSOY

KAYNAKLAR

v   Üstün Dökmen, İletişim Çatışmaları ve Empati, İstanbul: Sistem Yayıncılık, 2003s.s.134-161.

v   İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i Sitte, c. XVII, İstanbul: Akçağ Yayıncılık, [t.y.], s.s.155-176; c. IX, s.s.51-181.

Bu yazı Seyyide Dergisi ve Milli Gazete‘de yayınlanmıştır.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: