Mecmûa-i Fevâid

OSMANLI’DA RAMAZAN BAYRAMI

on August 5, 2013

bayram merasimi osmanlıda

 

“Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; (Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır.)

Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!”(Bayram ne kadar hoş, ne neşeli zamandır!)

Diyen merhum Mehmet Akif Ersoy bayramda dünyanın bile değiştiğini bambaşka bir dünya olduğundan dem vurmakta. Güneş bayramlık ışınlarını, bayrama özel en güzel, en parlak, en neşeli ve en pozitif ışınlarını göndermektedir dünyaya.  Kim bilir belki dünya da bayramlıklarını giyerek karşılamaktadır bayramı, sizin gibi, bizim gibi… Ah nerede o eski bayramlar diyorsanız, gelin hep beraber Osmanlı’ya doğru yola çıkalım ve bayramı onlarla birlikte kutlayalım.  Ne dersiniz?

Bayram hazırlıkları

Bayram, öncelikle bugün olduğu gibi o gün de kadınlar arasında bir heyecan vesilesiydi. Yeni yeni elbiseler diktirilir, bayramlıklar alınırdı. Bunun hazırlıkları bayramdan onbeş gün öncesi başlar, kumaşlar alınır, modeller seçilirdi. Sarayda ve konaklarda ise hanımlar, birbirine göstermeden gizlice diktirirlerdi kumaşlarını terzilerine.  Öyle ya onun elbisesi ötekine benzememeliydi. Bugünkü deyimle pişti olunmamalıydı. Tatlı bir rekabet sürer giderdi aralarında. Kendi bayramlıklarını hazırlatan hanımlar, emirlerinde bulunan halayık ve hizmetlilerin de bayramlıklarını ihmal etmezler, onların hazırlanmasına da büyük özen gösterirlerdi.

ya-sehri-ramazan4

Bayramlık kaftanlarını giyen minareler

Bayramın ilan edilmesiyle minareler külahından küpüne kadar, yukarıdan aşağıya kandillerle donatılır, böylece minareler de giyinmiş olurdu. Buna “kaftan giydirme” denilirdi. Çifte minarelerin arasına da e “elveda ya şehri ramazan” yazan mahyalar asılırdı giden Ramazanın arkasından buruk bir vedaydı bu, ateşten harflerle yapılan.

Haremden Selamlığa Dönerek Açılan Dolap

Bayram davullarla, tellal çıkarılarak ve top atışlarıyla halka ilân edildikten sonra tatlı bir telaş başlar konaklarda. Bahşişler, keselere; çamaşırlar, bohçalara konarak dönme dolaba yerleştirilip selamlığa döndürülür. Haremden selamlığa dönen bu dolap, bayram hediyelerini o tarafa boşaltırken, selâmlığın da ikramını hareme gönderirdi. Aşçıbaşının un kurabiyesiyle un helvası yapıp üstünü varaklarla süsleyerek, tepsinin kenarına da balmumundan yapılmış mumlar yapıştırıp hareme göndermek adettendi. Dönme dolap, un kurabiyelerini taşıyan tepsilerle hareme geri avdet eder, kalfalar,  dolaptan aldıkları kurabiyeleri tabaklara koyup yukarı çıkarıp hanımlardan bahşiş alırlardı.

Boğaz’daki gemi ve yelkenliler ışıl ışıl kandillerle aydınlatılarak muhteşem görüntüler oluştururdu. Şehrin bütün hamamları, sabaha kadar açık bulunur ve hepsi de aşırı derecede kalabalık olurdu. Senede bir defa sıcak su yüzü gören ayak takımı da bayram gecesi temizliğe dikkat eder ve hamamlara doluşurlardı. Bu gece kalabalık olan diğer bir yer de şekerci dükkânlarıdır. Reçel ve şuruplar, şekerler, şekerlemeler bayram için gelecek müşterilerini beklemektedir artık.

 

Bayram Namazı

 

Bayram gecesi sabaha karşı mahalle bekçileri davullarını çalarak:

“Bu sabahın yazına,

Kalkın Hakk’ın niyazına,

Abdest alın ey komşular!”

Bayram, sabah namazına.”

Şeklindeki manilerle halkı namaza uyandırırken, atılan toplarla da sabah namazı vakti ilân olunur, minarelerde verilen “temcîd”in akabinde de sabah ezanı okunurdu.

 

Bayram namazının yaklaşmasıyla birlikte büyükler, yanlarında çocukları olduğu hâlde bayramlık elbiselerini giyer ve yakınlarında bulunan bir camide bayram namazını eda ederlerdi.

“Musallâ”(namazgâh),  denen açık araziler, bayramdan bir iki gün evvel süpürülür ve temizlenirdi. Halk, bayram namazları için, omuz ve koltuklarında seccadeleri olduğu hâlde gecenin yarısından itibaren bu meydana akın akın gelir ve yer alırlardı. Bazen çok kalabalık olur, o zaman halk, musallâya sığmaz, etraftaki sokaklara yayılır ve öylece namaza iştirak ederlerdi.

 

Musallâda kılınan bayram namazlarını seyir için uzak mahallelerden birçok kadın, genç kız meydana nazır evlerde oturan akraba ve dostlarının evlerine gelip, meydanları çevreleyen bu evlerin pencere ve damlarından namazı seyrederler. Bayram namazları gerçekten büyük bir azamet ve ihtişam içinde kılınır, namazdan sonra ilk tebrikleşmeler cami içerisinde başlar, tanıdık, tanımadık herkes burada, el öperek, musâfaha veya muânaka ederek bayramlaşırlar, çıkışta da ulema veya meşâyihin yahut yaşça ileri olanların ellerini öpüp dualarını alırlardı.

Osmanlı'da bayram tebriği örneği

 

(Osmanlı’nın son dönemi bir Bayram tebriği)

Kabir Ziyareti ve Tebrikleşme

Bayram namazından sonra eve dönülmeden önce mezarlığa gidilir, yakınların kabri ziyaret edilir, Kur’ân-ı Kerim okunurdu. İstanbul’da, sur dışındaki mezarlığın, bayram sabahları aşırı derece kalabalık olduğunu ve İstanbulluların, servilerin hışırtıları arasında, yanık yanık Kur’ân okuduklarını Tâhirülmevlevî’den öğreniyoruz.

Bayram Bahşişi

Kabir ziyaretinden sonra evlerde hane halkı birbiriyle bayramlaşır, Keselere konulmuş para ve hediyelerini alırlardı. Kapıya bayramlaşmaya gelen çöpçü, bekçi, tulumbacı, davulcu gibi hizmetlilere de bayram bahşişi verilirdi. Bahşiş toplayan davulcu (veya bekçi) ev sahibine şöyle seslenirdi davulunu çalarak:

“Buna bayram ayı derler,

Bal ile şekerden yerler

Eskiden âdet olmuş

Bekçiye bahşiş verirler.”

Memurlar amirlerinin evlerine giderek bayram ziyaretinde bulunurdu. Amirler de memurlarına çeşitli hediyeler verirdi. Bu çok masraflı olduğu için 1845’ten sonra bir kararname ile memurların amirlerinin evine bayram ziyaretinde bulunmaları yasaklanmış, bayramlaşma memurların çalıştıkları yerde yapılmıştır. Tanzimat’tan sonra da çeşitli günlerde olduğu gibi bayramlarda da bir mektup veya telgrafla bayram tebriki başlamıştır. Memurlar ve müdürler amirlerinin ve padişahın bayramını mektup veya telgrafla kutlayarak, sadakatlerini arz ederlerdi.

osmanlıda-bayram

Kanunlaşan Bayram

Saraydaki bayramlaşma Fatih Sultan Mehmet tarafından kanunname hazırlanarak, belli kural ve prensiplerle kanunlaştırılmıştır. Padişah, bayram sabahı namazını Hırka-i Saadet Dairesi’nde kılar, daha sonra bu yerin önüne bayram tahtı konulurdu. Ceviz üzerine altın plakalarla kaplanmış, üzeri değerli taşlarla süslü olan, Osmanlı kuyumcularının kaplama ve mücevher kakma tekniklerini uyguladığı bu taht, saray baş hazinedarı tarafından, hazineden çıkarılarak Hırka-i Saadet kapısı önüne kurulurdu. Padişah tahta oturunca orada bulunan hocalar dualar okurlar, ardından hazinedar başı bunlara caizelerini(para veya armağan) verirdi. Mehter çalmaya başlayınca bir taraftan da topluluk hep bir ağızdan ” Bunun gibi günlere erişmek nimeti her zaman müyesser ola” diye bağırırlar ve dua ederlerdi.

Padişahın bayramını tebrik edecek olanlar önceden tespit edilir, bu tespit edilen kişiler sabah namazını Ayasofya Camii’nde kılarlar, sonra saraya gidip, Divan-ı Hümayun’da toplanırlardı. Topluluğun geldiği haberi padişaha iletilince, hükümdar Arz odasına geçerdi. Daha sonra da görevlilerin dizildiği yoldan tahtın bulunduğu yere gelirdi. Nakibüleşraf (Peygamber(s.a.v)’nin soyundan gelen kişilerin başkanı), burada padişahı karşılayıp, yüzü padişaha dönük, ayakta ellerini kaldırıp, dua ettikten sonra, padişahın bayramını kutlar, selâm vererek huzurdan çıkardı. Enderun ağaları da yüksek sesle “Aleyke avnullah!”(Allah’ın yardımı üzerine olsun) diye alkış tutarlardı. Tekrar mehter takımı çalmaya başlardı. Ve tören boyu çalmayı sürdürürdü. Tören sırasında kimin nerede duracağı en ufak detayına kadar belliydi. Padişah tahta oturduktan sonra devlet adamları rütbelerine göre sağ taraftan gelerek padişahın eteğini öperlerdi. Veziriazam, kazasker gibi görevliler etek öperken padişah ayağa kalkardı. Bayramlaşmanın en ilginç sahnesi sadrazamın Kubbealtı önünden, çavuşbaşıların eşliğinde hareket edip,  kürkünün sağ yenini eliyle tutarak,  alana girmesi, üç adım ilerleyip diz çökerek yer öpmesi, bunu üçer adımda üç kez yinelemesi, tahta yaklaşınca ayağa kalkan padişahın önce sağ, sonra sol ayağını öpmesiydi. Arkadan gelen vezirler ise bir kez yer öperlerdi. Salt vezir-i azama ve vezirlere özgü olan yer öpme ile yönetimiyle sadrazamların yani hükümetin padişaha olan bağlılığı vurgulanıyordu. Buna karşılık, şeyhülislam ve ulema tebrik için ilerlediklerinde, padişah ayağa kalkıp her biriyle musafaha ederek, din ulularına olan saygısını gösterirdi. Yeniçeri ağası ve Ocak ağaları ise padişahın eteğini öperlerdi. El etek öpme işlemini bitiren görevliler kendileri için belirlenmiş yere geçerek tören müddetince ayakta dururlardı. Bayramlaşma, teşrifatçı efendinin etek öpmesiyle sona ererdi. Tebrik merasimi bittikten sonra padişah ayağa kalkar, sağ koluna kızlar ağası girer, birkaç adım attıktan sonra yerini sadrazama bırakırdı. Padişah sağ kolunda sadrazam olduğu halde biraz yürür, sonra onun yerini silahtar ağa alırdı. Böylelikle Has Oda’ya geçen padişah, üstünü değiştirir, bayram namazına gitmek üzere hazırlanır. Özenle süslenmiş atına binerek, devlet ileri gelenlerinin katıldığı Bayram Alayı’yla beraber daha önceden belirlenen camiye doğru hareket edilirdi. Camiden çıkışta aynı Bayram Alayı’yla beraber yine belli bir düzen içinde saraya dönülürdü. Padişah, Has oda önüne konulan Bayram tahtına otururdu. Saray nedimleri güzel nüktelerle onu eğlendirirdi. Bu arada Matbah-ı Âmire’(saray mutfağı) den getirilen yemekler yenirdi. Yemekten sonra Has Bahçeye inen padişah, burada düzenlenen güreşçi ve maharetli esnafın gösterilerini izlerdi. Bazı bayramlarda şenlikler tertip edilerek, halkın eğlenmesi ve hünerlerini göstermesi sağlanırdı. İkindiden sonra esnaf alayları resmigeçit tertibinde padişahın önünden geçerlerdi. Her esnaf loncasının bir flaması vardı. Mesela; sicimciler, yarısı kırmızı yarısı beyaz; baharatçılar, ortasında yıldızlı çizgisi olan yeşil; kâğıtçılar kenarı yeşil çizgili, ortası beyaz;

Çıkrıkçılar ise, loncalarının baş harfi bulunan kahverengi flama taşırlardı. Bunlar daha sonra hünerlerini gösterirlerdi. Mesela; ciltçiler, dört tekerlekli bir arabada bir ustanın cilt yapması ve çırakların Kur’an okuması şeklinde gösteri yaparlar, gösteri sonunda yapılan bu cilt padişaha hediye edilirdi.  Çörekçiler çörek yaparak padişahın önünden geçerlerdi. Pişirdikleri çörekleri padişaha sunarlardı. Bazı loncalar orta oyunu oynar, bazıları Karagöz oynatırdı. Arife günü ikindiden sonra başlayan top atışları bayramın son gününe kadar devam ederdi.

Devletin son demlerinde Batılılaşma akımıyla birlikte saraya Klasik Batı Müziği de girerek,  bayram şenliklerinde yerini alır. Böylece bayram kutlamalarımız da alafrangalaşmış olur. Bu şenliklere yabancı diplomatlar da katılmaya başlar ve şenlikler bugünkü anlamda resepsiyon  (kabul töreni) şekline dönüşür. Mehterin yerine saray orkestrası; Türk müziğinin yerine Klasik Batı Müziği; kokteyller, balolar… Alafranga Bayramlar…

 

Kaynaklar:

 

1-      Tahirülmevlevî, “Şevvâlü’l-Mükerrem”, Mahfel, sy.12, İstanbul 1338, ss. 213-220.

2-      Samiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı, İstanbul: Baha Matbaası, 1973, ss. 110-116.

3-      Özdemir Nutku, “Bayram (Osmanlı Dönemi)”, DİA, V, ss. 263-265

 

Fatma TOKSOY

 Bu yazı Seyyide Dergisi ve Milli Gazete‘de  Yayınlanmıştır. 


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: