Mecmûa-i Fevâid

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) DÖNEMİNDE BAYRAM KUTLAMALARI

on August 6, 2013

487591_356800117736885_1502823449_n

Bir ay boyu nefislerine, bedenlerine oruç tutturan mü’minler, bunu Allah rızası için yapmanın hazzıyla böyle bir imtihanı başarmış olmanın ümidiyle yaşadıkları coşku ve sevinç , bayram olarak tezahür etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.),  Medine’ye hicretinin ikinci yılında gelen oruç ayetinden sonra oruç tutan Müslümanlara bir hediye daha vermiştir. Yeni bir değişimin habercisidir bu. Medinelilerin İran’dan alınma  Nevruz ve Mihricân Bayramlarını kutladıklarını gören Peygamberimiz(s.a.v.), onlara: “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle , kurban ve ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir.”dedi. Hem bir ikaz, hem de bir değişimdir bu haber Müslümanlar için.İşte bu haberi veren Resûlullah, “Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır.” (Buhârî, İdeyn,3) diyerek, Bayramı namaz ile karşılamıştır. Namaz ile kutlamıştır bayramı. Böylece bayramın neden bayram namazıyla başladığını öğrenmiş oluyoruz.

Peygamberimiz, namaza gitmeden evvel, gusletmiş, dişlerini misvaklamış, güzel kokular sürünüp, en güzel elbiselerini giymiştir. Enes b. Mâlik (r.a.) “Resûlullah(s.a.v.) Ramazan Bayramı günü  birkaç tane hurma yemeden bayram namazına çıkmazdı. Bunları da tekli adet olarak yerdi.” (Buhârî, İydeyn, 514) Demiştir..Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hurma yeme adeti sahabeler tarafından sünnet telakki edilerek bundan  bayramlarda tatlı ve şeker ikram etme geleneği doğmuştur.

Peki Peygamberimiz (s.a.v.) Bayram namazına nasıl giderdi biliyor musunuz? Gelin bu sorumuzun cevabını da ashabı Cabir b. Abdullah  ‘tan alalım: Cabir b. Abdullah şöyle demiştir:  “Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) bayram günü musallaya gitmek için farklı yollardan geçerdi. Dönüşünde de geçtiği yollardan geçmeyip, başka bir yoldan dönerdi.” (Buhârî, İydeyn,523) Farklı ve daha fazla insanla karşılaşmayı umarak onlarla bayramlaşmak için farklı yollardan geçmesi ne büyük bir incelik!

“Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara durup:

“Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emredildiniz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ettiniz, mükâfatınızı alınız.” Diye seslenirler.

“Bayram namazını kıldıktan sonra bir münâdi şöyle seslenir:

 ‘İyi dinleyiniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir.”diye müjdeleyen Peygamberimiz (s.a.v.) Bayram namazını nerede kılardı acaba biliyor musunuz? “Camide” deyişinizi duyar gibiyim. Ama bilemediniz. O, namazını “Musalla” denilen açık havada bugünkü anlamda namazgâhda kılardı, bayram namazını.

namazgah

Bayram namazında sadece erkekler olmazdı. Bayanları da bilhassa Peygamberimiz bayram namazına çağırırdı.Bu konuda Ümmü Atiyye (r.a) şöyle diyor: “ Peygamber (s.a.v.) bize her iki bayramda da henüz evlenmemiş genç kızları, 

örtülü hanımları musallaya çıkarmamızı emretti.Hayızlı kadınlara gelince; Onlar namazdan uzakça durur(namaz kılmayıp, kılınan yerden biraz daha uzakta durarak)), hayırda ve Müslümanların tekbirlerine ve dualarına icabet ederler.” buyurdu. Bu olay, Peygamber zamanında hanımların da bayram namazına iştirak ettiklerini göstermektedir. Ancak daha sonraları, hanımların dine aykırı bazı davranış ve kıyafetleri sebebiyle mi Hanefîler, Mâlikîler ve Şâfiîler tarafından bayram namazına katılmaları yaşlı kadınlar hariç mekruh kabul edilmiştir? Bilmiyorum,  Hanbelilerde ise kadınlar, parfüm kullanmadan, kılık kıyafetlerine dikkat ederek erkeklerin arasına karışmadan, erkeklerin arkalarında bayram namazına katılmaları müstehap sayılmıştır.

İbn Abbâs (r.a.) : “Resûlullah (s.a.v.)   üzerine şehâdet ederim ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Cemaat dağılmadan bilhassa  kadınlar çıkmadan erkeklerin çıkmaması, oturması için  onlara işaret edip, daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Bilâl de yanındaydı. Onlara hatırlatmalarda bulundu, öğüt verdi  ve “Ey Peygamber! Mü’min kadınlar Allah’a hiçbir şeyi eş tutmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, elleri ile ayakları arasından bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye (bağlilik sözü vermeye) geldikleri zaman biatlarını  kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”(Mümtehine, 12) âyetini okuyup bitirdi.Sonra: “Sizler bu biat üzere sabit misiniz?” diye sordu. Kadınların içlerinden biri bu soruya “Evet, ya resûlallah” dedi. Resûlallah: “Madem ki öyledir, sadaka verin.” Buyurdu..

Bilal de elbisesini  açtı. Kadınlar yüzük, halka ve diğer kıymetleri şeyleri atmaya başladılar.” Diyerek Peygamberimiz (s.a.v.)’in namazdan sonra kadınlarla biatlaştığını  anlatmıştır.

Şimdi diyeceksiniz ki hep ibadet hep ibadet, bayramda hiç eğlence yok muydu? Vardı tabii. Bunu da Hz. Aişe annemiz (r.a.)’den dinleyelim isterseniz: “Bayram günlerinden birinde, Resûlulah (s.a.v.) odama girdi. Karşımda Buas Savaşıyla ilgili def çalarak ezgiler okuyan iki kız vardı.Yatağına uzanıp, mübarek yüzünü çevirdi. Derken babam Ebû Bekir (r.a.) içeri girdi.’bu ne hâl? Resûlullah (s.a.v.)’in yanında şeytan nameleri ha!’ diye beni azarladı. Bunun üzerineResûlullah (s.a.v.) ona dönüp, ‘Ya Ebâ Bekir, onları bırak! Bu günler bayram günleridir’  buyurdu.onlara fark ettirmeden göz işaretiyle kızlara gitmelerini söyledim.Onlar da çıktılar. Yine bir bayram günü siyahîler ‘kals’ denilen mızraklarla bir gösteri yapıyorlardı.Bilmem ya ben Resûlullah (s.a.v.)’den onlara bakmak için izin istedim, ya da O ‘bakmak ister misin?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine beni arkasında yanağım yanağına değecek vechile ayak üstü durdurup, Habeşîlere: ‘Haydin devam edin, oynayın, ey  Erfide oğulları! Yahudiler ve Hristiyanlar İslâm’ın hoşgörülü tevhid dini olduğunu görsünler’  buyurdu.” Evet, gördüğünüz gibi eğlence vardı Asr-ı Saadette. Ama bu eğlence anlayışı bu günkü anlayıştan çok farklı ve seviyeliydi. Belli kurallar, belli disiplinler içindeydi. Sevinci gaflete dönüştürecek taşkınlıklar yoktu. O yüzden bizler de  bayramların  bize İlahi bir lütuf olduğunu unutmadan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti eşliğinde eğlenmeli, bir aylık yaptığımız oruç ibadetinin sevabını taşkın sellere bırakmayalım.

Yazımı Asr-ı Saadetteki ashabın birbirleriyle bayramlaşırken söyledikleri sözle (duayla) bitireyim: “Tekabbellallahu minna ve minküm.” Yani: “Allah bizden de sizden de kabul etsin”. Amin.

FATMA TOKSOY

Kaynaklar:

1-            Müslim, Sahih Tercümesi, Terc. Mehmet Sofuoğlu, İstanbul: İrfan Yayınevi, 1968, ss.45-58.

2-            El-Münzirî, Tergib ve Terhib, Terc. A. Muhtar Büyükçınar ve dğr., c.II, İstanbul: Hikmet Yayınları, 1984, ss. 532-533.

3-            Nebi Bozkurt, “Bayram (Bayram Kutlamaları)”, DİA, c.V, ss. 261-263

4-            İbrahim Bayraktar, “Bayram (İslami Dönem: Dinî Hükümler)”, DİA, c.V, ss. 259-261.

 Bu yazı Seyyide Dergisi ve Milli Gazete‘de  Yayınlanmıştır. 


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: